Cuma, Mart 28, 2008

K-C ve Unilever TV reklamlarını azaltıyor

Advertising Age dergisinin son sayısındaki habere göre, ABD'li kağıt ürünleri üreticisi Kimberley-Clark (Huggies ve Kleenex gibi markaların sahibi) ve Unilever, karlılık oranlarını arttırmak amacı ile, gelecek dönemdeki TV harcamalarını daha dikkatli gerçekleştireceklerini açıklamışlar.

K-C, yeni planında, toplam pazarlama bütçesinin sadece %46'sını (2004 yılına göre %60 oransal düşüş anlamına geliyor) TV reklamlarına ayıracakmış. Unilever de, benzer açıklamalarda bulunmuş.

Geniş kitlelere seslenmede TV'nin üstünlüğü devam etmekle beraber, her sektörde daralan kar marjları, kurumları pazarlama harcamaları konusunda gittikçe daha dikkatli olmaya
zorlayacak gelecekte. Bu haberler de, bunun ilk işaretleri. Geleneksel TV yayıncılığının, diğer mecralardaki verimliliği ve ölçülebilirliği yakalayabilmesi için, artık yeni yollar aramasının zamanı geldi sanırım :-)

Etiketler: , ,

Cumartesi, Şubat 02, 2008

Yahoo! hemen sat!

Microsoft Yahoo!'yu almak için 44.6 milyar dolar teklif etmiş. Bence Yahoo! hemen satmalı, çünkü, Yahoo! her geçen gün Google karşısında güç kaybediyor, bu nedenle her geçen ay sonunda, Yahoo!'nun pazar değerinin daha da düşeceğini düşünüyorum.

Yahoo! neden bu hale geldi?
Yahoo!'nun ve diğer rakiplerinin en önemli (belki de tek) gelir kaynağı reklamlar. Geçmişte Internet reklamları için düşünülen ilk mecra olan Yahoo!, Google'ın arama algoritmalarının ve Adwords sisteminin gittikçe gelişmesi ile paralel olarak, sürekli gözden düştü. Ayrıca Yahoo!, daha çok ABD, Kanada ve gelişmiş Avrupa ülkelerine yatırım yaparken, Google neredeyse her ülkede sistemini yerelleştirilmiş olarak sunmaya başladı.

Sonuç olarak, sınırlı reklam bütçesi olan bir kurum, önce Google'a gidiyor, ancak bütçesi çok fazlaysa ve mecbur kalırsa Yahoo!'ya da reklam vermeyi düşünüyor.

Kısacası, Google bu reklamcılık işini çok daha iyi yapıyor. Ne Yahoo! ne de Microsoft şu anda Google'ın başarısını yakalamaktan çok uzak noktalardalar.

Microsoft neden Yahoo!'yu almak istiyor?
Microsoft, maalesef Internet reklamları alanında, hala Google'a yaklaşamamış durumda. Ve, Yahoo! gibi Internet dünyasında çok tecrübesi olan, milyonlarca kullanıcısı olan Yahoo!'nun tecrübelerinden faydalanmak istiyor olabilir. Microsoft, özellikle arama motoru reklamcılığı konusunda Yahoo!'nun kendisine değer katacağına inanıyor olmalı.

Peki Yahoo! ile Microsoft'un bir araya gelmesi, Google'a karşı Microsoft'un ciddi bir rekabete girebilmesini sağlayacak mı? Bazı gerçekleri bilmeden, bu konuda fikir yürütmek biraz zor. Eğer Yahoo!'nun son dönemdeki sıkıntılarının sebebi nakit eksikliği ise, Microsoft buna çok önemli bir çare olacaktır ve güçlü bir dev doğabilecektir. Ama eğer Yahoo!'nun derdi para değilse, o zaman bu işbirliği işe yaramayacaktır.

Benim görüşüm şu: Google bu işi Yahoo!'dan daha iyi biliyor. Aslında Yahoo!'nun da Google'dan daha güçlü olduğu alanlar var, örneğin içerik ve kullanıcıya sunulan araçlar açısından Yahoo! çok gelişmiş imkanlara sahip, ama bu olanakları pazarlama ve reklamcılık açısından yeterince iyi değerlendiremiyor, sonuçta da kaymağı Google yiyiyor. Microsoft ise, işletim sistemi, ofis ve backoffice uygulamaları, veritabanı uygulamaları ve anlık mesajlaşma gibi alanlarda başarılı olsa da, Internet'te pazarlama ve reklamcılık konularında, Google'ın vizyonundan çok uzak bir noktada. Kısacası, bu konuda önemli bir başarısı bulunmayan Microsoft ile birleşen bir Yahoo!'nun Google'a karşı çok önemli bir tehdit oluşturacağını düşünmüyorum.

Bir de aşağıda bana Yahoo!'dan gelen bir mesaja yer veriyorum. Vaktiyle, bir müşterimin Yahoo! arama motorunda reklam verme konusunda bir talebi olmuştu. Ama tekra tekrar yaptığım araştırmalar sonucunda Yahoo'nun arama motoru reklamlarının, Türkiye pazarı için kullanılamadığını görmüştüm (hedefleme imkanları ve hesap yönetimi açısından). Sonuç olarak durumdan emin olmak için, Yahoo!'ya bir mesaj göndererek, bu konuda ciddi bütçe kullanmayı düşündüğümüzü ve nasıl reklam verebileceğimi sormuştum, aşağıda Yahoo!'dan buna gelen cevabı bulacaksınız:

-----Original Message-----

From: Account Development [mailto:AccountDevelopment@yahoo-inc.com]
Sent: Thursday, April 19, 2007 12:53 PM
To: serdar@
Subject: Turkish Advertising

Dear Serdar,

We apologize for the delay of answer.

We currently do not provide sponsored listings for Turkey.

Regards,

Sylvain corre

Sylvain ..... | European Account Development Team Lead
Yahoo! Search Marketing

Block P, Eastpoint Business Park, Dublin 3, Ireland.
E-Mail: euaccountdevelopment@yahoo-inc.com
Tel: (+353) 1-866-3182 | Fax: (+353) 1-866-3101

www.searchmarketing.yahoo.com

Evet, bu cevabı aldığımda, Google'da Türkiye'nin şehirleri bazında reklam hedefleme yapabilmekte, YTL fatura alabilmekte ve Türkçe bir arayüz kullanabilmekteydim. Daha bir çok fark var, ama burada detaylara girmiyorum. Şu anda ise, Yahoo!'nun Türkiye'de tek temsilcisi yokken, Google yerleşik ekibi ile Türkiye'de reklam verenlere hizmet sunmakta. İşte Yahoo! ile Google arasındaki reklam veren açısından fark burada yatmakta ve bence de başarıyı bu bakış açısı şekillendirmekte.

Etiketler: , , , ,

Salı, Ocak 29, 2008

Türkiye reklamı

Sanırım CNN'i izliyordum. Baktım Türkiye'den görüntüler akmaya başladı, klasik Peribacaları, Sultanahmet ve dansöz, oryantal havalı bir müzik eşliğinde :-)

Neyse, bunlara benim pek sözüm yok, doğrudur, yanlıştır ayrı mesele. Ama, benim dikkatimi çeken bütün reklam boyunca tek kelime edilmemesi. Sadece reklamın sonunda "Turkey Welcomes You" sloganı yazı ile görüntülenmekte.

Neden bütün reklam boyunca tek kelime edilmez, reklamın sonundaki slogan niye sözlü olarak ifade edilmez anlamıyorum. Reklam filmi üretenler, hele ki bir ülkenin reklamının yapıldığı bir videoyu üretenlerin, insan bilinçaltının nasıl çalıştığı ile ilgili de biraz bilgisi olması gerekmekte. Eğer biliyorsa da, bunu uygulaması gerekmekte. Başarılı reklam sadece görüntülerden ibaret olamaz, insanların mümkün olan tüm duygularına seslenmeniz gerekir. Mecranız TV ise, neden sadece görüntülerle sınırlıyorsunuz kendinizi? Sloganınızı ve/veya mesajlarınızı sözlü olarak da iletin ki, insanların kulaklarına da yerleşşin bir şeyler. Cıngılınız çekici ve hatırlanabilir olsun ki, böylece insanların bilinç altı da sizi duymaya başlasın. Bu konuya Sözsüz TV Reklamları adlı yazımda da değinmiştim.

Neden Türkiye'nin sloganı hep değişiyor?
Türkiye'nin sloganı o kadar çabuk değişmekte yetişmek imkansız. "Turkey welcomes you", "Magnificent Turkey", "Welcome Home"... Nedir bu acele? Sloganımız en önemli stratejik bileşenimiz olması gerekirken, her yıl (sanırım) reklam ajansının beğenisi dahilinde değişmekte. Bu konu daha ciddiye alınmalı ve uzun vadeli bir stratejik hedef doğrultusunda slogan belirlenmeli düşüncesindeyim. Bu konuya Başarılı Sloganlar adlı yazımda değinmiştim.

İşte size bir örnek videomuz (bahsettiğim videonun tam aynısını maalesef bulamadım):




Bir de başarılı bir örneğe bakalım
Evet, bı kadar eleştirdikten sonra, bir de başarılı örnek vermek gerekmekte. Bence son yılların en başarılı turizm tanıtım örneği Malezya'nın yaptığı. Slogan yıllardır değişmedi: Malaysia, truly Asia! Videoları izlediğinizde, müziğin de yıllardır değişmediğini ve cıngılın hemen hemen hep aynı kadığını görüyorsunuz. Yabancı TV kanallarını izliyorsanız, Malezya videosunu ve sloganını hatırlamamanız imkansız gibi bir şey. İşte size bir örnek:



Evet, Malezya reklamını, kör, sağır ve dilsiz bile olsanız kaçırmanız mümkün değil. Bizimkini ise, mutlaka TV başında ve sonuna kadar izlemelisiniz ki, neden bahsedildiğini anlayın.

Bu yazıyı yazmama sebep olan Selim beyin çok detaylı ve güzel yazısına ulaşmak için tıklayın: Kes yapıştır, tak takıştır, Türk turizmini yatıştır!

Etiketler: , , , , ,

Pazartesi, Ocak 21, 2008

Reklam ajansları dikkat, sizi kandıranlar var!

Bu benim başlığım değil. Gazeteport'ta, Yavuz Semerci bugünkü yazısının başlığını böyle atmış. İşte Yazuz Semerci'nin yazısı aşağıdaki gibi başlıyor:

"Öncelikle belirtmeliyim. Bu diziye başlamamıza yol açan (anlatacağız) birkaç olay yaşadık. Bizi şaşırtan, üzen gelişmeler üzerine konuyu topluca incelemeye karar verdik.
İnternet üzerinden habercilik yapan Gazeteport son 4 aydır okuyucu ile buluşuyor. Henüz tanıtım kampanyasına başlamadık. Buna rağmen şimdiden 20 bin aktif abonesi olan, günlük 40 bin kişinin ziyaret ettiği bir internet gazetesi olduk. Elbette amacımız kısa süre içinde 100 binin üzerine çıkmak. Bir yandan bağımsız bir gazetecilik yapmak, diğer yandan internet reklam pastasından hak ettiğimiz yeri almak için mücadele ederken, bu piyasada kurulan ve manupülasyona açık yapının deşifre edilmesini de görevlerimiz arasında saydık.
Gördük ki, ortada birbirleriyle ilişkisi olan (ama ilişkileri yokmuş gibi davranan) bazı şirketler var ve bunlar reklam verenler ile reklam ajanslarını kendi çıkarları doğrultusunda kandırıyor… Bu sistemden nemalanan veya bu sisteme başkaldıramadığı için boyun eğen pek çok internet yayıncısı var. Onları suçlamıyoruz.
Ancak görevi kamuoyunu doğrudan yana bilgilendirmek olan Gazeteport, sistemin ağababaları tarafından yapılan “sessiz kalın, reklam verenlerde güvensizlik yaratmayın” çağrısına bu diziyi başlatarak yanıt veriyor.
Elbette olaylar, kişiler ve kurulan şirketler bu dizide yer alacak. Ve şundan emin olun ki, bu diziyi pek çok internet sitesi kullanmayacak. Yalnız kalacağız. Buna rağmen reklam verenlerin kandırılmasına yönelik kurulmuş sistem ile mücadelemiz sürecek.
Suya attığımız taşın halka halka gerekli yerlere ulaşacağına yine de eminiz.
Doğruyu cesaretle söyleyenlerin sonunda savaşı kazandıklarını biliyoruz…

SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
Önce reklam şirketlerinden başlayalım.

Alt alta sıralıyorum:
ADD Medya, All Media, Altıncı Duyu, Carat, RPM Radar, MediaTeam, Mindshare, Universal Mccann, Veritas, Zenith, Media Max, Media Com, OMD, Starcom, Mediaedge.cia ve şu anda aklıma gelmeyen Türkiye’nin sayılı reklam ajansları…
Bu ajansların çoğu dünya kalitesinde hizmet veriyor. Ama hangi alanda?..." Yazının devamı...

Yazının devamını Gazeteport'ta okumak için tıklayın.

Bu yazının devamı yarın gelecekmiş, umarım devamında açıklananlar, ülkemizde Internet'te reklam yapan kurumların gözünün biraz olsun açılmasına yardım eder.

Yazının devamını bekliyorum, ondan sonra ben de bu konuda yorumlarımı yapacağım.

Etiketler: , , ,

Salı, Ocak 15, 2008

TV İzleyicilerinin Haklarını Kim Koruyacak?

Hazırladınız çayınızı ve geçtiniz televizyonun karşısına sevdiğiniz dizinin son bölümünü izlemek üzere. İşte bu andan itibaren ne seyredeceğinizi kimse bilemez, şunlarla karşılaşabilirsiniz:

Komşu kanaldaki maç yayını sebebiyle;
- Diziniz yayından kaldırılıp, yerine defalarca izlediğiniz bir film gelmiştir, veya,
- Dizinin bir önceki bölümü tekrar yayına girmiştir, veya,
- Dizinin "özel bölüm" adı altında, geçmişte olanları özetleyen bir bölümü yayına girmiştir, veya,
- Maç bitiş saatine kadar dizinizin yayını ertelenmiştir.

Bu değişikliği önceden öğrenme ihtimaliniz de sıfıra yakındır, çünkü kanallar, izlenme oranının düşeceği korkusu ile, bu konudaki açıklamayı ya hiç yapmazlar, ya da, yayın saatinde, altta kayan bant ile "Sevdiğiniz dizinizin eski bölümlerinden kırptığımız özel bölümü size hayırlı olsun..." tarzında bir yazı ile durumu geçiştirirler.

Ama uyanık dizi izleyicileri bu duruma önceden hazırlıklıdırlar, onlar rakip kanalların da yayın akışını takip ederek, maç v.b. yayını durumlarında dizilerinden ümidi keserler, ama yine de her ihtimale karşı ekran karşısına geçip beklemekten de geri kalmazlar. Muhtemelen de, kendilerini eski bölümleri izlerken sohbete dalmış bulurlar bir süre sonra.

Söylediklerim elbette bütün kanallar için geçerli değil, bazı seviyeli ve izleyicisine saygılı kanallar buı konuda daha titiz davranabiliyorlar.

Peki biz izleyicileri kim koruyacak bu kandırmacadan? RTÜK mü, yoksa Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun mu? TV kanalları ile, izleyicileri arasında bir para alışverişi olmadığı için, bu durum Tüketicinin Korunması kapsamına girmeyecektir. Çünkü, TV kanallarının müşterisi biz izleyiciler deği, reklam verenlerdir. Dolayısı ile sanırım bu konuda görev RTÜK'e düşecek. RTÜK Yasası'na baktığımda, yayın ilkeleri arasında, yayın akışının ilan edildiği gibi gerçekleştirilmemesine yönelik bir yaptırım göremedim, belki de benim gözümden kaçtı.

TV kanallarının işi zor, bir taraftan reklamları RTÜK Yasasına uygun olarak yayınlayacaksın, diğer taraftan izleyiciyi memnun etmeye çalışacaksın, diğer taraftan da bu işten para kazanmaya çalışacaksın. Öngörülmesi zor olan sebeplerden dolayı yayın akışının değiştirilmesine bir şey demek zor, ama umursamazlık, saygısızlık ve haksız çıkar elde edilmesi amacı ile, bilinçli olarak gerçekleştirilen değişikliklere karşı daha iyi düzenleme veya kanuni uygulama yapılması gerekmekte gibi geliyor bana.

Siz ne dersiniz?

Etiketler: , , , , , ,

Perşembe, Ocak 10, 2008

Sinemalardan nefret ediyorum!

Evet, son gittiğim bir kaç filmden sonra artık bundan eminim, sinemalardan ve film izlemek için sinemalara gitmekten nefret ediyorum.

Neden?
Son yıllarda "sinemada film izleme deneyimi" gittikçe kötüleşmeye başladı. Bunun benim için en temel sebebi, kişi başı 10 ile 20 YTL arasında ücret ödeyerek girdiğiniz bu sinemalarda, film izleyinceye kadar yaklaşık olarak 40 dakikayı kaybetmeniz. Evet, son olarak İstinye Park'ta yer alan AFM sinemasında bir filme gittik, reklamları abarttıklarını bildiğim için, özellikle dükkanlarda oyalanarak filme geç girdim ve saat tuttum. Sonuç olarak, film başlama saati olarak ilan edilen saatten itibaren 30 dakika civarında bir süre reklamlarla geçti, daha sonrasında da usulen bir kaç fragman izledik (ellerinden gelse onların yerine de reklam koyacaklar ama hala daha o noktaya gelemedik anlaşılan :-)), neticede, 40 dakika sonunda filmimiz başladı. Film arasında yayınlanan reklamlar da üstüne ilave olunca 50-55 dakika reklam izleyerek geçmiş oldu.

Ama ben bu duruma hiç bozulmadım ve sinirlenmedim, çünkü böyle olacağını biliyordum. Zaten son 3-4 senedir bu durum şiddetlenerek devam etmekte. En son bir kaç sene önce İstinye CineMall'daki sinema yöneticisine konuyla ilgili "çattıktan" sonra, bu konuda kendimi boşuna yormamaya karar verdim. Çünkü, sinema sahibi için seyircinin ne düşündüğünün önemi yok, onlar daha çok "kaç paralık reklam alırım?", "mısırı kaça satalım?", "PepsiMax maksimum kaça satılabilir", "Egzantrik sodaların bir şişesini 5-10 YTL'ye satabilir miyiz acaba?", "koltuklar business class uçak koltuğu gibi olursa bilet fiyatımızı %X arttırabilir miyiz?" gibi konulara yoğunlaşmış durumdalar.

Benim için hiç önemi yok artık!
Ben bu duruma hiç aldırmıyorum artık. Sadece sinemaya gitmemeyi tercih ediyorum. Eskiden her hafta bir kaç filme giden ben, artık bir kaç ayda bir filme gider hale geldim. En güzeli gidip DVD'ni almak, sonra da paşa paşa büyük ekran TV'de seyretmek. Mısırımı da kendim patlatıyorum, en iyisinden sodamı marketten alıyorum. Filmi seyrettikten sonra da güzelce arşivime kaldırıyorum.

Maliyet: yaklaşık 25-30 YTL,
Zaman maliyeti: yaklaşık 2 saat,
Reklam izlemeyerek sinirini bozmamanın değeri: Parayla ölçülemez (MasterCard reklamı gibi oldu :-)

Ben sinemaya gidip, parasını ödeyip, adam gibi film izlemek istiyorum. TV'de her gün yüzlerce defa yayınlanan reklamların "uzun" versiyonlarını izlemek için vermiyorum bu parayı!

Sinema sahipleri film severleri yolunacak kaz gibi görmekten vazgeçinceye kadar (olmayacak bir şey :-)) sinemaya gitmeyeceğim. Zaten filmlerin kalitesi de gittikçe düşüyor. Film endüstrisinin, müzikçilerin düştüğü hataya düşmelerine ve sektörün iş modelinin tamamen değişmesine çok az kaldı.

Sinema salonları işletenler, her gün kaç adet LCD büyük ekran TV ve DVD oynatıcı satıldığının farkında mısınız? Internet'ten yaygın film dağıtımının çok da uzak olmadığının farkında mısınız peki? Son günlerinizde size başarılar diliyorum.

Etiketler: , , , ,

Salı, Ocak 08, 2008

Web 1, Web 2, Web 3…

Web 2.0 denildiğinde artık çoğunluğun kafasında bir şeyler canlanıyor ve bir anlam ifade ediyor. Web 2.0, ilk versiyonundan webin kullanımı ile ilgili hem teknik, hem de felsefi farklılıklar içermekteydi. Web 2.0 ile, ilk versiyondaki merkeziyetçi ve denetlenen yapı, merkezden uzaklaşmakta ve denetim de artık daha çok kullanıcıların eline geçmekteydi. İlk olarak 2004 yılında O'Reilly Media Web 2.0 konferansında kullanılan terim, terimi ilk kullanan kişi olan Tim O’Reilly’nin ifadesi ile “bilgisayar endüstrisinde Internet’in bir platform olarak kullanılması ve bu platformdaki başarının kurallarının anlaşılmaya çalışılmasından kaynaklanan bir devrim”di.

Ben webin gerçek değerinin 2.0 versiyonu ile çok daha fazla ortaya çıktığına inanıyorum. Webdeki içeriğin, kullanıcılar tarafından yorumlanabilir ve değiştirilebilir hale gelmesi ile, bilginin tek merkezden oluşturulduğu bir yapı ile ulaşılamayacak bir bilgi çeşitliliği ve iletişim etkinliğine ulaşılmış oldu. Web 2.0 dönemine çok iyi bir örnek olarak Wikipedia verilebilir. Milyonlarca kişinin içeriğine katkıda bulunduğu canlı içerik ancak bu şekilde meydana çıkabilirdi.

Web 3.0 neler getirmekte?
2006 yılı içinde kullanılmaya başlayan Web 3.0 terimi ise, webin bir sonraki fazında yaşayacaklarımızı daha iyi anlamamıza olanak tanımakta. Web 3.0’da webin kendisinin bir veritabanına dönüşerek, farklı uygulamalar tarafından bilginin kolayca paylaşılabilmesi, yapay zeka teknolojilerinin bilgi oluşturma ve yorumlama amacı ile kullanılması, semantik web ve 3 boyutlu web kavramlarından bahsedilmekte.

Webin kendisinin bir veritabanın dönüşmesi, günümüzdeki XML benzeri uygulamalar ile, webdeki içeriğin sorgulanabilir hale gelmesi ile mümkün olmakta. Yeni geliştirilen standartlaştırılmış sorgulama teknolojileri ile, bu alandaki entegrasyon ve kullanılabilirliğin gittikçe artması öngörülmekte. Gelecekte webdeki bilgilerin yapay zeka araçları ile yorumlanarak, faydalı bilgilere ulaşılması yaygınlaşacak. Örneğin, webin analizi ile farklı ürünlerle ilgili satış tahminlerinde bulunma veya sosyal tahminlerde bulunmak şimdi bile gerçekleştirilebilen uygulamalar. Semantik web terimi ise, webdeki bilginin, farklı sistemler tarafından, anlamları yorumlanarak ele alınabilmesi ve işlenebilmesini ifade etmek amacı ile kullanılmakta. Semantik web vizyonu gerçekleştiğinde Google’a (veya o zamanki geçerli arama motoruna) “Uçak bileti almak istiyorum, İstanbul-ankara gidiş dönüş, 17-19 Haziran 2007, en ucuz bilet” yazarak sorguladığınızda, sizin için bu konudaki servisleri sorgulayarak, en uygun seçeneği önünüze getirebilecek. Bu vizyon, şu anda yaptığımız “ara-bul-incele-en uygununa karar ver-satın al” döngüsünün, “ara-en uygununu satın al” şeklinde kısalmasına, ve aradaki bütün aşamaların, akıllı sistemler tarafından gerçekleştirilmesine olanak tanıyacak.

Bu gelişmeler, Internet’te pazarlama alanında da önemli değişikliklere sebep olacak. Öncelikle, mikro düzeyde pazarlama aktivitelerinin gittikçe daha fazla önem kazanacağını düşünüyorum. Semantik webin yaygınlaşması ile, farklı platform ve mecralardaki bilginin yorumlanması ve bu yorumlanan bilgiye göre pazarlama aktivitelerinin gerçekleştirilmesi mümkün olacak. Böylece günümüzde reklam dünyasında pazar payı hızla yükselen Google Adwords ve Google Adsense benzeri gelişmiş uygulamalar çok farklı şekillerde karşımıza çıkmaya başlayacaklar. Ayrıca, satın alma sürecinde kullanılacak yapay zeka uygulamaları ile, günlük satın alma işlemlerinin çoğunun artık makineler tarafından gerçekleştirilmesi, bir çok sektördeki rekabetin farklı bir boyuta taşınmasına sebep olacak. Yani, Web 3.0, bir taraftan yeni pazarlama olanakları sunarken, diğer taraftan mevcut rekabetin de daha yoğunlaşmasına katkıda bulunacak.

Etiketler: , , , ,

Windows Mobile ile Push Mail


Windows Mobile 5 içeren telefonumu alalı epey oldu, ama desteklediği "Push Mail" özelliğini kullanma imkanım olmamıştı. Bunun en önemli sebebi, Türkiye'de e-posta servisi sunan kurumların, bu özelliği destekleyen altyapıyı size sunmamaları. Aslında çok da zor bir şey değil, ancak, sanırım çok ilgilenilmiyor bu konuyla. Sonuçta da, Push Mail kullanmak isteyenler gidip mutlaka Blackberry satın almak zorunda kalıyorlar.

Push Mail Nedir?
Bu özellik ile, size ulaşan e-postalar mobil cihazınıza anında yönlendirilmekte, yani nasıl ki SMS size hemen gönderildiğinde ulaşıyorsa, Push Mail ile, e-postalarınız da anında size ulaşmakta. Böylece, günde bir kaç defa her e-posta hesabınıza ayrı ayrı giriş yapmaktan kurtuluyorsunuz.

Windows Mobile cihazınız ile Push Mail'den nasıl faydalanacaksınız?
Bunun en pratik ve ücretsiz yolunu PDA Dünyası web sitesinde buldum. Bu yazıda tarif edildiği gibi, push mail özelliğinden hemen faydalanmaya başlayabilirsiniz.

Aslında bu özellik sadece e-postalarla sınırlı değil, Outlook takvim v.b. özellikleri ile de anında senkronizasyon gerçekleştirilebiliyor. Microsoft'un ilgili makalesine de buradan ulaşabilirsiniz.

Teşekkürler PDA dünyası. DorukNet, hadi bu konuda bir servis sunmaya başlayın :-)

Etiketler: , , ,

Cuma, Ocak 04, 2008

Sağlıklı yaşam için Wii


Evet, sağlıklı yaşam için Wii'yi kullanabilirsiniz. Nintendo'nun oyun konsolu Wii, size eğlenirken spor yapma imkanı da tanımakta. Nasıl mı?

Geçtiğimiz günlerde sevgili Ekim Nazım Kaya'dan ikinci el aldığım Wii çok eğlenceli bir alet. Geleneksel oyun konsollarından farklılaşan özelliği, hareket algılayan sensörler içeren kullanıcı birimlerine yer vermesi. Bu birimleri, elinizdeyken yaptığınız hareketlerin aynısı, ekranda sizi canlandıran karakter tarafından gerçekleştirilmekte. Dolaysı ile, bir çeşit sanal gerçeklik içinde hissetmektesiniz kendiniz.

Wii Sports Pack içinden çıkan 5 adet oyun var: Bowling, Beyzbol, Golf, Boks ve Tenis. İlk oyunlarımda daha çok tenise odaklandım, ama kısa süre sonra hepsini denedim. Boks oynarken farkettiğim şey, bana Wii'nin oyun dışında da kullanılabileceğini düşündürdü. Çünkü, boks esnasında terlemiş ve nabzım da ciddi bir seviyeye ulaşmıştı.

Daha sonra, ilk oyun denememde, bu sefer Polar kalp monitörümü de göğsüme takarak bir deneme yaptım ve sonuçlar hayret vericiydi. 28 dakikalık boks seansındaki ortalama kalp atış hızım 139 olmuştu, ciddi de kalori harcamıştım. Bir kaç gün sonra bir deneme daha yaptım, bu sefer daha iddialıydım, 1 saat 30 dakikalık seansta ortalama kalp atış hızım 134 olmuştu (5 dakikalık mola dahil) ve 904 kalori harcamıştım. Bu müthişti, üstelik bunu yaparken hiç canım da sıkılmamıştı, hatta çoğunlukla boksun heyecanına kaptırmıştım kendimi!

Ancak, ilk denememden sonraki gün, kollarımın ciddi şekilde ağrıdığını da söylemem lazım, genellikle koşuya alışık olan vücudum için, bu yeni bir şeydi ne de olsa!

İşte böyle, ben bir süre koşu bandı yerine Wii ile spor yapacağım, bakalım uzun vadeli olacak mı?

İlgili bağlantı:
Nintendo, Oyun Başında Forma Sokacak

İlgili yazılar:
Sağlıklı Yaşam
Sağlıklı Yaşam İçin Spor - 1
Sağlıklı Yaşam İçin Spor - 2
Evde Spor Yapmak İçin En Uygun Alet Hangisi?
Kendi Alanında Bir Pazar Lideri: Polar

Etiketler: , , , , ,

Çarşamba, Ocak 02, 2008

Elveda Netscape Navigator :-|

Netscape Navigator'un son sahibi olan AOL, 2008'den itibaren ürün geliştirme çalışmalarının ve destek hizmetlerinin sonlandırılacağını duyurdu. Ve böylece Internet'te bir dönem kapanmış oldu. Internet'le, Türkiye'deki ilk günlerinde tanışanların hepsi Netscape Navigator'ı kullanmışlardır. Daha genç olanlar içinse, bu sadece bir çeşit Internet tarayıcısı olduğunu tahmin ettikleri bir isimden ibarettir büyük ihtimalle.

İşin benim için ilginç yanıysa, Netscape Navigator'ın, benim Internet sektörüne girmeme sebep olan ürün olması. 1996 yılında iş başvurusu yaptığım Superonline'daki ilk iş görüşmemde bu ürünün satış sorumluluğu ile ilgili bir pozisyondu söz konusu olan (evet, o dönemde Internet tarayıcılarının satılabilen bir ürün olduğu düşünülüyordu, ve milyonlarca kopyası da satılmıştı Netscape tarafından :-)) Yanlış hatırlamıyorsam, Navigator yazılımının yer aldığı bir kutunun 50 USD gibi bir paraya satılması düşünülüyordu. Neyse ki son anda bunun yerine farklı bir pozisyonda işe başlamıştım :-)

Zaten çok kısa süre içerisinde, bu ürün Superonline Internet Paketi'nin içinde bundle olarak ücretsiz olarak müşterilere sunulmaya başlanmıştı. O günlerde ABD için bile çok yeni olan iş modellerinde, çok kısa süreler içerisinde, çok büyük değişiklikler olabilmekteydi.

Kısa bir süre sonra ise, Microsoft'un Internet Explorer'ı ücretsiz olarak sunmaya başlaması ile, Netscape gittikçe pazar kaybetmeye başladı. Aşağıda Navigator'ın pazar payındaki yıllara göre gerçekleşen değişim yer almakta:


Microsoft'un yoğun rekabetini gören ve buna uzun vadede dayanamayacağını anlayan Netscape, nihayet 1999 yılında şirketi 10 milyar USD gibi çılgın bir fiyata AOL'ye sattı. Microsoft, ücretsiz dağıtım politikası ile, kısa sürede dominant pazar lideri haline geldi. Hatta Windows işletim sistemi içinde dağıtılan bu ürünün, haksız rekabete yol açtığı yolunda da hem ABD'de, hem de Avrupa'da bir çok dava gündeme geldi. Aşağıda da, Internet Explorer'ın yıllara göre değişen pazar payı grafiği yer almakta:

2000 yılı civarına gelindiğinde, %80'i aşan pazar payı ile artık Internet kullanıcılarının ilk tercihi Internet Explorer'dı. Hatta öyle bir durum oluşmuştu ki, artık web geliştiriciler, "bu web sitesi en iyi Internet Explorer X.X versiyonu ile görüntülenebilir" gibi ifadeleri sitelerine yerleştirmekten de çekinmiyorlardı ve bu garip de karşılanmıyordu. Pazardaki baskın durumu, Microsoft'un 2001 yılından itibaren, Internet Exploler'la ilgili ciddi hemen hiç bir geliştirme gerçekleştirmemesi ile sonuçlandı dersem sanırım yanlış olmaz. İşte tam bu sıralarda, Netscape Navigator ile aynı yazılım tabanını kullanan Mozilla (veya daha sonra Firefox) hızlı bir şekilde pazarda yerini almaya başladı. Açık kaynak kodlu Firefox, Microsoft'un yumuşak karnından faydalanarak, hızlı bir gelişim gösterdi. Firefox, adeta Internet Explorer'ın uzun süredir gözardı ettiği "kullanılabilirlik" konularında önemli gelişmelerle, bilinçli Internet kullanıcılarının ilk tercihi olmaya başladı. İşte aşağıda da, Firefox'un yükselen kullanım oranı grafiği görülmekte.

Firefox'un günümüzde ulaştığı %13 civarındaki kullanım oranı size küçük gibi gözükebilir, ama aklınızdan şunu çıkarmayın ki, Firefox'u tercih eden bütün kullanıcıların bilgisayarlarında zaten bir Internet Explorer yer almaktaydı. Nitekim, bu hızlı değişiklik sonucunda Microsoft da, uzun süredir ara verdiği geliştirme çalışmalarına tekrar başlayarak, IE 7'yi 2006 yılından itibaren kullanıcılara sunmaya başladı. IE 7 bir çok açıdan Firefox'un başarılı yeni özelliklerini içine katmış olsa da, hız ve uyumluluk açısından hala önemli eksikleri olan bir web tarayıcısı olarak değerlendirilmekte.

Evet, işte yaklaşık 10 yıllık bir süre içinde web tarayıcısı alanında gerçekleşen gelişmeler böyle oldu. Bakalım bundan sonra neler göreceğiz. Web tarayıcılarının her türlü cihaz içine girdiği günümüzde, bakalım hangi markalar öne çıkmaya başlayacak. Mesela ben şu anda Wii ile Opera'nın özel geliştirdiği bir taraycıyı kullanmaktayım, çok da beğendim.

Bu yazıyı yazarken faydalandığım Wikipedia'da, web tarayıcılarının ilginç hikayeleri yer almakta, okumanızı tavsiye ederim:

Netscape Navigator'un hikayesi
IE'nin hikayesi
Firefox'un hikayesi
Opera'nın hikayesi

NYT'da Netscape Navigator ile ilgili yayınlanan haber.


Etiketler: , , , , ,

Salı, Ocak 01, 2008

Reklam Mecralarının Vosvos’u: Internet


Hitler zamanında Alman otomotiv şirketlerinden 1000 Mark’ın altında fiyatla satılabilecek bir otomobil tasarlamalarını istediğinde, pek çoğu bunun mümkün olamayacağını düşünmüştü. Hitler’in verdiği gereksinimler basitti, 990 Mark’a satılabilmeli, 2 yetişkin ve 3 çocuğu 100 Km/s hıza ulaştırarak taşıyabilecek güce sahip olmalıydı. 990 Mark, o zaman küçük bir motosikletin fiyatına eşitti. Hitler’in hayali, her Alman ailesinin bir otomobile sahip olmasıydı. İşte bu hayal, belki de şu anda otomobil dünyasında Alman üreticilerinin geldiği prestijli noktanın en önemli sebebiydi.

Ferdinand Porsche, bu konuda iddialıydı. Zaten Hitler’in bu konudaki talebi gelmeden önce de, düşük maliyetli bir otomobil için fikirleri vardı. Ama, Hitler’in desteği ile, Ferdinand Porsche’un fikirleri gerçeğe dönüşecekti. Yaptığı tasarım, otomobilin maliyetini düşüren pek çok özelliği bir araya getirmekteydi. Hava soğutmalı (radyatörden tasarruf için), arkada, tekerleklere yakın bir motor (şaft ve benzeri mekanik parça maliyetlerini önlemek için) ve amortisör içermeyen çok basit bir süspansiyon sistemi. Sonuçta, 30’lu yıllardan bu yana, milyonlarca adette üretilen bir efsane doğmuştu: Volkswagen Kaplumbağa, veya, Vosvos.

Küçük Büyük Reklamcılık: Internet Reklamcılığı
Internet ve Web’in ilk yıllarında marjinal bir reklam mecrası olarak kabul edilen bu alan, günümüzde her ölçekte kurumun, hemen hemen her ölçek ve amaçta reklam kampanyası düzenleyebileceği bir özelliğe ve hacme ulaştı.

Ancak bu yeni dönemdeki en önemli gelişme, her zaman reklam bütçesi olan ve mecra seçmekte zorlanmayan büyük şirketlerden ziyade, küçük ve orta ölçekli şirketlere daha önce hayal edemeyecekleri bir tanıtım imkanı sunması oldu.

Küçük Özellik: Her bütçeye göre reklam
Düşünün, Antalya’daki bir pansiyonun, yurtdışındaki potansiyel müşterilerine ulaşması geçmişte mümkün müydü? En basit şekilde düşünürsek, hangi ülkede, hangi dergiye reklam verecektiniz? Hangi vizyonla, hangi bütçeyle bu reklamı verecektiniz? Tek şansınız, sizi rastlantı eseri keşfeden turistlerin, kulaktan kulağa sizi tanıtmasıydı. Ama şimdi düşündüğünüzde, aynı pansiyonun, arama motorlarında, sadece Antalya bölgesinde konaklama arayanlara reklamını göstermesi, hem de istediği bütçe, istediği dille ve ülkede bu reklamı gerçekleştirmesi mümkün. Herhangi normal zeka seviyesine sahip bir insanın, bunu yapmasını engelleyecek hiçbir şey yok! Kısacası, Antalya’lı bu küçük pansiyon, yakınındaki uluslararası otel zinciriyle bile rekabet etme imkanına sahip olmakta. Bu örneği her alanda ve sektörde çoğaltmak mümkün.

Büyük özellikler: Ölçülebilirlik ve ölçeklenebilirlik
Internet reklamlarının, özellikle arama motoru reklamlarının en güzel yanlarından biri de, farklı kampanya senaryolarını, küçük bütçelerle deneyerek, içlerinden en başarılı olanlarını büyütme şansını size vermeleri. Günlük bütçesi 10 YTL olan bir kampanyayı, milyon YTL’lik bir kampanyaya dönüştürmek için yapmanız gereken tek şey, web arayüzünden bütçe değerinizi arttırmak. Üstelik bunun sonucundaki geri dönüş oranından da emin olmanın rahatlığı ile bunu gerçekleştirebilirsiniz. Geleneksel mecralarda, böyle bir test çalışmasını yapmanın ve ölçeklendirmenin, zaman ve para maliyetini bununla karşılaştırmak mümkün olmayacaktır sanırım.

Evet, Internet reklamları, mevcut bütçenizle, sizi hedefinize hızla ulaştırmakta; bu Vosvos değil de nedir sizce :-)?

Not: Bu yazı Mediathink dergisinin son sayısında yayınlanmıştır.


Etiketler: , , ,

Pazar, Aralık 30, 2007

CPM ve Banner, CPC ve Anahtar Kelimeye Karşı!

Internet reklamcılığı uzun yıllar boyunca “banner” reklamlarının “CPM” bazlı satışı ile işledi*. Bu sistemde, reklamlar genellikle web sitelerindeki belirli boyutlardaki grafik reklam alanlarının, CPM bazında satışı ile pazarlanmaktaydı. Bu alanlarda kullanılan görseller ise, genellikle “banner” olarak adlandırılmaktaydı. CPM (cost per mille), reklamın 1000 defa yayınlanmasının maliyetiydi, “banner” ise en sık kullanılan boyutu ile 468 X 60 boyutundaki grafik reklama verilen isimdi.

2000 çöküşü CPC’nin ortaya çıkışı!
Ancak 2000 yılında Internet dünyasındaki beklenmedik global çöküş, o güne kadar çok iyimser ve yüksek beklentiye sahip bu mecra ve sektörün, birden bire inanılmaz oranda küçülmesine sebep oldu. Bu dönem, hem Internet reklam mecralarının, hem de reklamverenlerin bir çoğunun ortadan kaybolduğu bir dönem olmuştu. Geride kalan reklamveren adayları ise, yapacakları pazarlama harcamaları konusunda artık çok daha ihtiyatlıydılar. O güne kadar pek de sorgulanmayan CPM ve banner reklamcılığı, zor bir dönem yaşamaktaydı.

CPC: Performansa dayalı reklamcılık
İşte tam bu yılda, henüz daha 2 yıllık bilinen mazisi olan Google, reklamverenlere Adwords reklam sistemini sunmaya başladı. Adwords’ün getirdiği en büyük yenilik, reklam satışının, performansa dayalı bir yöntemle gerçekleştiriliyor olmasıydı. Yani, reklamverenler, sadece reklamlarına tıklandığı ve sitelerine bu yolla ziyaretçiler geldiği taktirde ücret ödeyeceklerdi. Bu yöntem, o güne kadar neredeyse sadece CPM bazında, yani reklamın görüntülenme sayısına göre satış gerçekleştiren mecralara göre çok önemli bir değişiklikti. Adwords’ün getirdiği ikinci büyük yenilik ise, reklam bütçesi için bir alt limit zorunluluğu olmamasıydı. Bu ikinci özellik de, her ölçekte reklamverenin bu mecraya girişini kolaylaştırması ile, önemli bir bariyeri indirmişti.

Sihirli anda gerçekleşen reklamcılık : Arama Motoru Reklamcılığı
Google’ın gerçekleştirdiği Adwords sistemi, bu arama motorunu her gün kullanan milyonlarca kişinin ihtiyaçlarını, reklamverenlerin sunduğu değerle eşleştirmekteydi. Kullanıcılara görüntülenen reklamlar, kullanıcıların arama yaptıkları kelimelere göre belirlenmekteydi. Hatta bir çok arama motoru kullanıcısı bu reklamların, reklam olduğunun bile pek fazla farkında değildi, çünkü reklamlar tam da ihtiyaçları olduğu anda karşılarına gelmekte ve ihtiyaçlarını karşılamaktaydı. İşte müşterinin ihtiyacının belirdiği bu sihirli anda sunulan reklamlar da artık bildiğimiz reklamdan çok daha farklı nitelikteydi. Anahtar kelimelerse, bu sistemde baş roldeydi.

Banner ve CPM ölmedi!
Yukarıda anlatılanlar, bazılarına banner ve CPM reklamcılığının sonunun geldiğini düşündürebilir. Ancak, aslında durum pek de öyle değil. Evet, banner ve CPM belki kendine eskisi kadar güvenemiyor ve başrolü paylaşmak zorunda kalıyorlar, ama Internet reklamcılığının geldiği noktada her iki sistem de önemli ve birbirinden farklı roller üstlenmiş durumdalar.

Branding için banner, satış için CPC/anahtar kelime!
Arama motorlarında, anahtar kelimelere dayalı yapılan metin bazlı reklamcılık, özellikle çevrimiçi satış gerçekleştiren kurumlar için ölçülebilir sonuçlar sunan ve bu sebeple çok fazla tercih edilen bir uygulama oldu. Ancak, bu modelin de önemli bir eksiği var: bu modelde reklamlar kullanıcıya sadece ilgili konuda bir arama yaptıklarında görüntüleniyor, yani ihtiyaç durumunda. Bu durum, yeni bir ihtiyaç yaratmayı amaçlayan, direkt satış bazlı olmayan, görsel zenginlik gerektiren ve genel bilinirlik amaçlayan kampanyaların bu yöntemle yayınına pek imkan tanımıyor. Örnek olarak, televizyon ve radyoda önemli bir branding kampanyasını yoğun şekilde gerçekleştiren ve en kısa sürede, Internet’te en yüksek erişimiamaçlayan reklamverenler için banner ve diğer görsel reklamcılık yöntemleri hala değerini korumakta.

Ölçülebiliyorum, öyleyse varım!
Aslında Internet reklamcılığında önümüzdeki dönemde belirleyici konu, format ve satış modellerinin yanında, ölçülebilirlik alanında kimin daha fazla imkan sunduğu ile ilgili olacak. Google’ın Adwords sistemi, tıklama başı ücretlendirme ve gelişmiş kelime bazlı görüntüleme özelliklerinin yanında, reklam yatırımı yapan kurumun, yatırımının geri dönüşünü çok iyi şekilde ölçüp, geliştirebilmesine olanak tanımakta. Buna karşılık banner reklamlarını sunan mecralar ise, ölçülebilirlik konusunda sınırlı olanakları müşterilerine sunmaktalar. Her türlü reklam yatırımının dönüşünün çok daha dikkatle izlendiği günümüzde, banner ve CPM modelini kullanan mecraların, reklamverenlere daha esnek satış modelleri ve ölçülebilirlik sunmadaki başarıları, şartlar eşit olduğunda tercih edilmelerini sağlayacak anahtar etkenlerden olacak.

*Açıklamalar:
CPM: Cost Per Mille, Bin Yayın Maliyeti.
CPC: Cost Per Click, Tıklama Başı Maliyet.
Banner: Grafik bant reklam, standart banner ölçüsü 468X60 pikseldir, ancak farklı boyutlardaki görsel uygulamalar da genel olarak “banner” olarak tanımlanmaktadır. Bu metinde banner terimi, Internet’te şu anda kullanılan ve geleneksel anlamdaki banner’ın çok daha ilerisinde imkanlar sunan grafik/görsel tabanlı reklamcılığı genel olarak tanımlamak amacı ile kullanılmıştır. Banner ve CPM terimlerinin Türkçe’de yaygın karşılıklarının olmamasından dolayı, bu yazıda yazar sektörün dilinde yaygın olarak kullanılan İngilizce asıllı bu terimleri kullanmıştır. Aslında CPC modeli, banner reklamcılığına uygulanabilir (ve hatta sınırlı da olsa uygulanır) olsa da, Internet’teki görsel reklamcılık hala CPM satış modelini yoğun şekilde kullanmayı tercih ettiği için, bu yazıda banner ve CPM modelleri birlikte anılmaktadır.

Not: Bu yazı daha önce Mediathink dergisinde yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , , ,

Cuma, Temmuz 27, 2007

Fikir Hırsızlığı

Her türlü hırsızlığın arttığı ülkemizden bir de fikir hırsızlığı hikayesi: Okumak için tıklayın.

Umarım bu hırsızlıga taraf olanlardan biri veya her ikisi de bu konuda gerekli tepkiyi verirler.

Etiketler: , , , ,

Pazar, Temmuz 01, 2007

iPhone için kapıda kamp kuranlar...

Evet, sonunda oldu. Bir çok Apple ve iPod hayranının çıkmasını dört gözle beklediği iPhone geçtiğimiz gün piyasaya sunuldu. Bu arada tabii ki bu tip cihazların her lansmanında olduğu gibi mağaza kapılarında, günler öncesinden kamp kuranlar oldu, çünkü bu cihaza ilk sahip olmak, daha doğrusu mağazada tükenmeden sahip olmak isteyenler işlerini garantiye almak istemişlerdi.

Bu arada Gizmodo'da bir haber dikkatimi çekti (buradan bakın), bu yüksek talebe rağmen ve mağaza önlerindeki kuyruklar yok olduktan sonra da, mağaza stokları tükenmemişti. İşte ben buna gerçek başarı derim. Çünkü Steve Jobs bu sefer sadece pazarlama konusunda değil, lojistik konusunda da başarılı bir uygulama gerçekleştirerek, mağazalarına yeterli sayıda ürünü sevk ettikten sonra lansmanı gerçekleştirmişti.

Apple'ı ve Steve beyi burada tebrik etmek lazım.

Peki acaba bu ürünler için kapılarda kamp kuran arkadaşlar ne hissetmişlerdir, merak ediyorum :-)

Etiketler: , , ,

Cumartesi, Haziran 30, 2007

Çocuklara yönelik reklamlar


Geçtiğimiz gün "Biri Bana Anlatsın" programının bir tekrar bölümünü izlerken, reklamlarda çocuk kullanımının etik olarak ne derecede kabul edilebilir olduğu tartışıldı ve program konuğu olan bu endüstrinin ileri gelenleri tarafından, bunun genel olarak kabul edilebilir bir uygulama olduğu fikrine ulaşıldı. Bu programı izlerken, benim de uzun süredir yazı yazmak istediğim bir konu geldi aklıma. Bu konu, çocuklara yönelik reklamlarla ilgili.

İnsanın bir çocuğu olduktan sonra, sanırım her şeyi daha farklı şekilde algılıyor, ama, bu düşünce aklıma geldikten sonra, bu kadar süre neden bu konu beni hiç rahatsız etmedi acaba diye de kendime sordum. Beni rahatsız eden durum şu: TV kanallarında çocuklara yönelik programların yapıldığı kuşaklar, sadece çocuklara yönelik hazırlanmış reklamlarla dolu; bu reklamların içeriğine baktığınızda, Barbie, Sindy, Actionman benzeri oyuncaklardan, Danino ve benzeri çocuklara yönelik yiyecek maddelerine ve fast-food gıda reklamlarına kadar değişik ürünler yer almakta. İlk bakışta ne var bunda diye düşünebileceğiniz bu durum, inanılmaz bir tehlikeyi içinde barındırmakta. Çünkü bu reklamların çoğu, 10 yaşının altında, doğru ile yanlışı ayırt etme yetisi yeterince gelişmemiş çocuklara yönelik. Bu reklamlar, çocuklarımızı oyalansın diye önüne bıraktığımız ekranda süreki şekilde dönmekte ve bu çocukların beyinlerine işlenmekteler.

Araştırma sonuçları ne diyor?
Bu konuda acaba araştırma yapılmış mıdır diye aklıma geldi, hemen Internet'te bir arama yaptım. Sonuçta da, APA'nın (American Pyschological Association) yaptığı bir araştırmaya ulaştım. Araştırma, ilk anda akla gelebilecek şüpheleri doğrular nitelikte. Araştırmacılar, küçük çocukların, yetişkinlerden farklı olarak, reklamlarda verilen mesajların, aslında bir ürünün satışını arttırmak amacıyla yapılmış olduğunu algılayamadıklarını ve verilen mesajları gerçek olarak algıladıklarını tespit etmişler. İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Araştırmacılar, bu gibi reklamlar sonucunda, çocukların beslenme alışkanlıklarının, reklamı yapılan ürünler lehinde değiştiğini ve ABD'deki obezitenin önemli kaynaklarından birinin de, çocukların bu şekilde değişen beslenme tercihlerinden kaynaklandığı yorumunu da yapmışlar.

Araştırmada daha farklı detaylar da var, ancak, bu araştırmayı yapanların ulaştığı sonuç şu: 8 yaşının altındaki çocuklara yönelik reklamlar ya yasaklanmalı, ya da çok sıkı denetim altına alınmalı.

Yasal düzenleme zorunlu!
Bir pazarlamacı olarak, reklamın gücünün, özellikle de TV reklamının gücünün farkında bir insanım. Bu reklamların, çocuklar üzerindeki etkisi ise, bizim üzerimizdeki etkilerimizden çok farklı. Siz kendinizi düşünün, karar verme yetisine sahip bir insan olmanıza rağmen, bazı reklamların büyüsüne kapılıp, gerçekçi olmayan satınalma kararları vermiyor musunuz? Bir de çocuklarınızın bu reklamların sonucunda ne derecede etki altında kalabileceklerini düşünün.

Bence bu konuda aşağıdaki düzenlemeler yapılmalı:

- Belli bir yaşın altındaki çocuklara yönelik reklamlar tamamen yasaklanmalı.
- Küçük çocuklara yönelik yayın kuşaklarında, reklam yayını tamamen yasaklanmalı (sponsorluk dahil).
- Küçük çocuklara yönelik ürünlerin reklamlarının yayını, bu ürünlerin büyüklere yönelik pazarlaması amaçlanıyor olsa bile sıkı kontrole tabi olmalı.
- Çocukların TV izleme ihtimalinin yüksek olduğu yayın dönemlerindeki reklamların
yayını sıkı kontrole tabi olmalı.

Yasaklayan ülkeler var.
Bazı ülkeler, bu konuda adım atmış durumdalar, örnek olarak Norveç ve İsveç, 12 yaşının altındaki çocuklara yönelik reklamları ve çocuk program kuşaklarındaki reklamları yasaklamış durumdalar. Ayrıca, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç, çocuklara yönelik programlarda sponsorluk kullanılmasını yasaklamış durumdalar.

Benim araştırma souçlarıma göre, ABD'de bu konu net bir düzenleme yok, AB'de ise düzenlemeler yapılması gündeme gelmiş durumda.

Bu konu bence çok da tartışılacak bir konu değil, zararlar çok açık, fazla araştırma yapıp bilimsel kanıt bulmaya da gerek yok. Eğer çocuklarımızın sağlıklı gelişimini istiyorsak, mutlaka en kısa sürede bu konuda yasal düzenleme yapmalı ve kontrol mekanizması kurmalıyız.

İlgili bağlantılar:
TELEVISION ADVERTISING LEADS TO UNHEALTHY HABITS IN CHILDREN
European Union To Consider Ban On TV Commercials Targeting Kids
EU Considers Banning Junk Food Ads
Junk food ads aggravate EU child obesity problem
No more Mars bar ads for children

Etiketler: , , , ,

Pazartesi, Haziran 25, 2007

Yapay zekalı müşteri temsilcisi!


Bugün size benim de pazarlama danışmanlığını yaptığım yenilikçi bir üründen bahsetmek istiyorum. Bu yeni ürünün adı Botego. Botego, karşınızda canlı bir operatör varmış gibi yazışıp bilgi ve destek alabildiğiniz, ya da çeşitli eğlence servislerinden faydalanabildiğiniz bir servisin adı. İnsansı diyaloglara olanak sağlayan bot’lar yeni bir fikir değil. Ancak Botego, bu teknolojinin müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) ve eğlence servislerine adapte edilmiş bir uygulaması, ve bu açıdan en azından Türkiye’de henüz benzeri yok.

Yapay zeka hizmetinizde!
Botego’nun aslında en önemli özelliği yapay zekaya sahip olması. Yani, Botego, zaman içerisinde hatalarını düzeltebiliyor ve bilmediklerini öğreniyor. İnsanlarla olan iletişimi sayesinde de, her gün genişleyen bilgi birikimi, sorulan sorulara gittikçe daha doğru cevap verip, çözüm sunabilmesini sağlıyor. Ayrıca, Botego, sadece tek tek soruları cevaplamakla da kalmıyor. Belli bir senaryo içerisinde, sizin daha önceki soru ve ifadelerinizden, hangi konuda konuşulduğunu anlayıp, bu konudaki cevaplara ve prosedürlere de otomatik olarak yönlenmekte.

Bu özellikleriyle Botego, pek çok uygulamada canlı destek ve hizmet elemanlarının yerini alabilecek özelliklerde. En azından, bir çok kurumun çağrı merkezine ulaşan, ve çözümü çok basit olan soru ve sorunların çözümlenmesinde, büyük rol oynayabileceği kesin.

Botego, ileri sürümlerde, yazışmakta olduğunuz operatörün ruh halini bile belirleyebilmenize olanak tanıyacak. Yani, destek aldığınız sanal operatörün dilini “ciddi”den “samimi”ye kadar değişen bir skala üzerinde istediğiniz noktaya ayarlayabileceksiniz.

Botego uygulaması, webde, MSN gibi mesajlaşma yazılımlarında veya mobil cihazlarda kullanılabilmekte.

Botego’yla tanışmak ve kısa bir sohbet için www.botego.com adresini ziyaret edebilirsiniz :-)

Etiketler: , , , , ,

Salı, Mart 27, 2007

Adwords Qualified Individual oldum!

Geçtiğimiz Pazar günü girdiğim Google Adwords Qualified Individual sınavını geçerek, artık sertifikalı bir Adwords kampanya yöneticisi oldum. Aslında uzun süredir müşterilerim için Adwords kampanyaları yönetmeme ve bu konuda kendimi geliştirmek için gerekenleri yapmama rağmen, bu sertifikasyonun, müşterilerim için güven verici ek bir unsur olacağından şüphem yok (belgeyi görüntülemek için tıklayın).

Google, Adwords Qualified Individual olanların bir listesini yayınlamamakta ve bununla ilgili rakam açıklamamakta, ama Türkiye'de bu sınavı geçenlerin sayısının 10 kişi civarında olduğunu farklı kaynaklardan elde ettiğim bilgilerden tahmin edebiliyorum.

Google'ın çok iyi düşünülmüş olan Adwords reklamcılık altyapısı, hem reklam verene, hem de reklam yöneticilerine inanılmaz olanaklar tanıyor. Geleneksel mecralarda hayalini bile kuramayacağınız pazarlama araçları ile, reklam bütçenizi son kuruşuna kadar en etkili şekilde kullanabiliyorsunuz. Internet'i kullanarak ister tüm dünyaya, ister sadece kendi mahallenize yönelik olarak reklam yapmanın en kolay ve ölçülebilir yolu Google Adwords reklamcılığı bence. İşte Adwords'ün sunduğu olanaklardan bazıları:
  • İstediğiniz miktarda bütçe ile (minimum zorunluluğu yok) tanıtım
  • Reklam satınalma fiyatınızı belirleyebilme
  • Sadece karşılığını aldığınız reklam için ödeme (tık bazında ücretlendirme)
  • Global, ülke, şehir bazında reklam hedefleme
  • Dünyanın herhangi bir noktasına, coğrafi koordinat vererek, sadece o bölgedeki kişilere reklam hedefleme
  • Haftanın günleri ve günün saatlerine göre reklam hedefleme
  • Reklamlarınız sonucunda gerçekleşen satışları adet ve tutar bazında takip edebilme ve ROI hesaplayabilme
  • Reklam performansınızı izlemek için çok sayıda rapor
  • Adsense üyesi binlerce farklı web sitesinde reklam yayını imkanı
  • Google dışındaki farklı Internet mecralarında gerçekleştirdiğiniz kampanyaların performanslarını da izlemeye yönelik yardımcı araçlar
  • Google Analytics ile birlikte kullanılınca, sitenizin web trafiği ile Adwords kampanyanızın ilişkisini analiz edebilme
  • ve benzeri bir çok ölçülebilir pazarlama gerçekleştirmeye yönelik araçlar...
Eğer bir reklam bütçeniz varsa ve özellikle de satışa yönelik reklam yapma ihtiyacı duyuyorsanız, Google Adwords reklamlarını mutlaka kullanmalısınız. Geleneksel mecralardaki bütçelerin çok küçük bir kısmı ile, Adwords'te neler yapabildiğinizi görünce şaşıracaksınız.

İlgili bağlantılar:
Markethink Google Reklam Yönetimi Sayfası
Arama Motoru Optimizasyonu, Kavram ve Kısa Tarihçe

Etiketler: , , , ,

Pazar, Mart 04, 2007

I love to ThinkFree!


ThinkFree bugüne kadar denediğim en iyi ücretsiz çevrimiçi ofis uygulama paketi. Microsoft Word, Excel ve PowerPoint dosya tiplerini oluşturma, açma ve kaydetme imkanına sahipsiniz. Üstelik, uygulamanın menü yapıları ve arayüz tasarımları neredeyse Microsoft'un tasarımlarının aynısı, dolayısı ile kullanımına alışmak için çaba sarf etmenize de gerek kalmıyor. Bazı gelişmiş fonksiyonlarda eksiklik olsa da, günlük kullanım ve ortalama kullanıcılar için bunun bir önemi olmadığını düşünüyorum.

Ayrıca, aynı ürünün, paketli olarak satılan bir versiyonu da mevcut, eğer bilgisayarınızda yazılımı çalıştırmak isterseniz, sadece 49,95 USD'ye satın alabilirsiniz.

Çevrimiçi versiyona, mevcut dosyalarınızı yüklemek mümkün. Ve, dosyalarınızı kolayca PDF formatında da kaydedebiliyorsunuz. Yalnız ben PDF'e çevirirken birkaç formatlama hatasına rastladım. Yine de dikkatli kullanırsanız, problem olmayabilir.


Sonuçta ücretsiz bir çevrimiçi program için, mükemmel denebilecek bir ürünle karşı karşıyayız. Yakında dosya senkronizasyon özellikleri de eklendiğinde daha da cazip hale gelecek.

Uygulama Java platformunda çalıştığı için, herhangi bir işletim sitemine, herhangi bir tarayıcıya sahip, herhangi bir bilgisayarda dosyalarınıza erişip, çalışabilirsiniz.

ThinkFree ofis uygulamalarına önemli bir özgürlük getirmiş, mutlaka denemenizi öneririm.

ThinkFree web sitesini ziyaret etmek için tıklayın.

Etiketler: , , , , , , ,

Cuma, Mart 02, 2007

Motorola iletişimin neresinde?

Geçtiğimiz gün Motorola'ya web sitesi aracılığı ile sorduğum bir soruya verilen yanıtı aşağıda sizlerle fazla yorum yapmadan paylaşıyorum. Sadece yanlış anlama olmaması için, mesajda söz konusu olan Motorola Q modeli cep telefonunun şu anda ABD ve Avrupa'da aktif olarak satılmakta olan bir ürün olduğunu ifade etmek isterim.

------------------------------------------------------------------------
Subject: Motorola: [Case ID #: 7048483]
From: info.tur@motorola.com
Date: Fri, 02 Mar 2007 10:16:26 +0000
To: serdar@.....

Degerli musterimiz

Motorola ile iletisiminiz icin tesekkur ederiz.

Konu ile ilgili bir bilgimiz yok maalesef.

--- Original Message ---

Motorola TUR: Contact Us

Serdar Öner's Message :

Türkiye'ye Motorola Q modelini getirmeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkürler.

------------------------------------------------------------------------

Etiketler: , ,

Salı, Şubat 20, 2007

Microsoft da hata yapar mı?

Windows'un en son sürümü Vista, daha önceki Windows sürümleri kadar heyecan yaratmamışa benziyor. Satışlar beklenenin altında seyrederken, Microsoft CEO'su Steve Ballmer, bu konuda biraz da yazılım korsancılığına suç atarak, korsan kopyalara karşı tedbirleri arttıracaklarını ifade ettmiş. Bkz.: Steve Ballmer vs. Vista Pirates

Acaba gerçekten de kopya versiyonlar bu konuda rol oynuyor mu? Şüphesiz belli bir oranda etkisi vardır. Geçmişte Internet erişim kapasitelerinin sınırlı olması dolayısı ile dosya paylaşımı günümüzde olduğu kadar kolay gerçekleştirilemiyordu. Ayrıca P2P servisler v.b. bu işlerin çok daha kolay yapılabilmesine olanak tanımakta. Dolayısıyla, yeni her türlü yazılımın kopyalanarak paylaşıldığı Internet ortamında, bence Vista da bundan payını almaktadır.

Ama bunun oranının satışları aşırı derecede etkileyecek kadar yüksek olduğunu zannetmiyorum. Eskiden yasal bir Windows kopyasını satın alarak kullananların, sadece mecburiyetten dolayı bu ürüne para verdiklerini düşünmek pek de mantıklı değil.

Windows Vista satınalınabilir bir ürün mü?
Vista ile Windows daha zor satınalınabilir bir ürün haline geldi. Bunun bence bir kaç nedeni var:

- Ürün çeşitliliği: Windows Vista, hiç olmadığı kadar farklı sayıda versiyona sahip. Bu iyi bir özellik gibi düşünülebilir belki ama, satınalma kararının verilmesini zorlaştıran bir etken. Tüketicinin, satınalmadan önce, her versiyonun özelliklerini öğrenip, ondan sonra kendisine hangisinin daha uygun olduğunu anlamak için kafa yorması gerekiyor. Ama her durumda, yine de müşterinin kafasında "acaba doğru versiyonu mu aldım?" gibi bir soru işareti kalması muhtemel. Halbuki eskiden bu iş çok kolaydı, ev için Home Edition, iş için Professional Edition.
- Fiyat: Windows artık hiç olmadığı kadar yüksek fiyatlara satılıyor. Her ne kadar ev kullanımına yönelik versiyonların fiyatı düşük gözükse de, biraz daha fazla bir şeyler istemeye başladığınızda fiyat 495 USD'ye kadar çıkmakta. Kısacası, XP'den Vista'ya geçtiğinize değecek bir şeyler için, ciddi fark ödemeniz gerekmekte.
- Yeterli Yenilik Olmaması: Ben Vista'ya geçeceksem, sadece 3 boyutlu arayüz kullanmak için geçmemeliyim diye düşünüyorum. Gelişmiş güvenlik v.s. de zaten günümüz işletim sisteminde olması gereken temel özellikler. Bence tek önemli yenilik, Media Center'in belli verisyonlara dahil edilmesi olmuş. Kısacası, Vista bende yükseltme isteği yaratmakta zorlanıyor.
- Donanım yükseltme gerekliliği: Mevcut bilgisayarınızın Vista'yı verimli çalıştırmama ihtimali çok yüksek. Sadece Vista için yeni bir bilgisayara geçmek, kullanıcılar için zorlu bir dönem ve gereksiz maliyet anlamına gelmekte.

Yeni satışlar OEM yolu ile ve fanatiklere olacak
Ortalama kullanıcılara Türkiye'de kutulu Vista satışının eskiye göre düşük oranda kalacağını tahmin ediyorum. Satılacak ürünlerin çoğu yeni bilgisayar satışları ile gerçekleşecektir. Vista'nın yüksek donanım ihtiyacı, bir çok kullanıcının bir sonraki bilgisayar satın alma dönemine kadar Vista'ya geçmemesine sebep olabilir. Bir de fanatikler kutulu üst versiyonlar alacaklardır.

Yeterince rekabetçi değil!
Bence Microsoft, yeni gelir yaratma kaygısı ile, müşterilerinin ne isteyebileceğini gözden kaçırmış gözüküyor. Geçmişteki başarılı lansman kampanyalarının devam edeceği düşüncesi ve iyimserliği ile, ceplerden biraz daha fazla para alabilmenin yolu aranıyor. İşe yarayan her şeyin bedelinin ödenmesi gerektiğine inanıyorum ve destekliyorum, ama, acaba Vista bunu hak ediyor mu diye sormadan da geçemiyorum. Açık kaynak kodlu rakipleri her geçen gün masaüstünde daha başarılı adımlar atarken, Windows'un daha rekabetçi fiyat ve ürün stratejisi ile piyasadaki varlığını devam ettirmesi akıllıca olacaktı.

Sanırım Vista en çok donanım üreticilerine fayda sağlayacak :-)

İlgili bağlantılar:
Kopya Windows Kullananlar İçin 20 Şubat Son Gün!

Etiketler: , , , , ,