Pazartesi, Ekim 31, 2005

Sony'nin Memory Stick Takıntısı


Sony bazı ürünleri pazarda var etmek için gereksiz inat ediyor. Memory Stick de bu ürünlerden bir tanesi. Özellikle dijital fotoğrafçılık ile birlikte, farklı hafıza kartlarının ortaya çıkması esnasında, Sony de bu işi karlı bir iş olarak görüp Memory Stick serisi ürünleri piyasaya sunmuştu. Sony'nin yüksek fiyat politikası, müşterinin diğer formatlara olan alışkanlığı v.b. sebeplerle piyasada pek de tutulmayan bu ürünü, yine de Sony markalı ürünlerde birinci öncelikli kart yuvası olarak yer almaya devam etmekte. Hemen hemen bütün Sony markalı fotoğraf makinelerinde kullanabileceğiniz tek hafıza kartı tipi Memory Stick'tir. Sony'nin Mini DV, televizyon v.b. cihazlarında da durum farklı değildir, mutlaka bir Memory Stick almanız gerekir.

Endüstri standartları belirlenmiş durumda!
Aşırı derecede rekabetin oluştuğu hafıza kartı piyasasında, Sony'nin inatla sadece bu kart tipini destekleme stratejisi, birçok başarılı olabilecek diğer ürünlerinin de önünü tıkadı bence. Dijital fotoğrafçılıkta, Sony kabul etse de, etmese de bir standart oluşmuş durumda. Compact Flash tipi kartlar profesyonel tüketicilerin öncelikli tercihi. Küçük cihazlarda ise Panasonic'în geliştirdiği SD kart yaygın olarak kullanılmakta. Dolayısı ile, birçok potansiyel müşteri, Sony markalı dijital fotoğraf makinelerini incelerken, sadece Memory Stick desteğinin bulunmasını eksi özellikler listesine eklemiştir. Birçok satınalma kararında, bu eksi özelliğin, Sony dışındaki markaları tercih etmeyi desteklediğini tahmin etmek pek de zor değil.

Katma değerin az olduğu bu üründe inat niye?
Sony çok büyük bir yüksek teknoloji üretim ve pazarlama şirketi. Tasarım konusunda yüksek katma değere sahip ürünleri tüketicilerin beğenisini kazanmış durumda. Bunun yanıda, hafıza kartı üretimi, çok daha standart bir iş ve kendine has bir rekabeti barındırmakta. Sony'nin bu alanda farklı bir katma değer yaratması pek mümkün gözükmüyor. Tüketicileri bu ürüne mecbur bırakarak, bu alandan kar sağlamaya çalışmak, bence kendi yarattığı diğer ürünlere de haksızlık oluyor.

Sony'nin, Panasonic'e karşı Japonlar'a has bir gurur mücadelesine takılmış olduğu da düşünülebilir. Bence Sony özellikle üst seviye fotoğraf ürünlerinde, farklı hafıza kartlarını desteklemeye en kısa sürede başlaması gerekmekte. PSP gibi rakip ürünün nispeten olmadığı ürün kategorilerindeyse, Memory Stick'in zorlanması biraz daha anlaşılır olabilir.

Tag: , , , , , ,

Cuma, Ekim 28, 2005

Yaşlanmaya karşı, Juvenon


Bir süredir birçok yabancı dergide reklamına rastladığım bir besin desteğinden (ben kısa olsun diye ilaç diyeceğim) size bahsetmek istiyorum. Bu ilacın iddiası, içeriğindeki maddeler sayesinde, vücuttaki yaşlanma etkilerini azalttığı yönünde. İlacın birleşimini Bruce Ames adında bir profesör geliştirmiş. Bu doktor, benim anladığım kadarı ile etrafta dolaşan doktor görünümlü pazarlamacılardan (kusura bakmayın, burada "pazarlamacı"yı biraz kötü anlamda kullandım, çünkü doktorların ettikleri yemin gereği, bu tip faaliyetlerden uzak durmaları gerekmekte) değil gibi, Amerikada "U.S. National Science Prize" ödülü almış bir doktor. İlacın iki önemli etken maddesi var; birisi alfa lipoik asit, diğeri ise L-karnitin. Bu iki madeden bir tanesi, hücre içi enerji üretimini gerçekleştiren mitokondri içindeki mekanizmayla ilgili etkide bulunuyor. Mitokondri, enerji üretimini gerçekleştiriken aynı zamanda bu prosesin yan ürünü olarak ortaya çıkan ve yaşlanmanın en önemli sebeplerinden biri olan serbest radikallere de sebep olmakta, Juvenon serbest radikallerin etkilerini azaltıyor, kısaca güçlü bir antioksidan. Diğer maddenin ise, beyin fonksiyonlarının gerçekleştirilmesinde önemli etkileri var. Bu iki madde birlikte alındığında, sinerjik etki gösteriyorlar, yani tek tek alındıklarından daha fazla toplam fayda sağlıyorlar. Aslında mekanizma bundan biraz daha karışık, ama ben ancak bu kadarını anlatabiliyorum.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış
Bu maddeler ile ilgili uzun süreli klinik deneyler henüz tamamlanmadığı için, aslında bilimsel olarak onaylanmış iddialar değil bunlar. Ancak, yine de Juvenon'u geliştiren şirketin yaptığı araştırmalar ve deneyler, önemli seviyede faydaları belirlemiş. Bence sürekli kullanım için klinik deneyleri beklemekte ve doktora danışmakta fayda var.

Ben Juvenon'u Türkiye piyasasında bulamasam bile, bir deneme için ilacın terkibindeki ALA ve L-karnitin'i farklı markalı olarak, birlikte bir süre kullandım. Günlük hayatta fark edebileceğiniz bir değişiklik olarak, cildimdeki yağın daha akışkan (daha az yapışkan) hale geldiğini ve cildimin daha temiz olduğunu hissettim. Zeka seviyemde bir artış oldu mu bilmiyorum :-), ama sanki konsantrasyon seviyesinde bir artışa sebep oluyor.

Aslında bu maddeler günlük olarak yediğimiz yiyeceklerde az miktarda bulunuyor, ama bu ilaç, bu maddeleri günlük besinlerden alabileceğimizin çok üzerinde miktarlarda içermekte. Yine de, ben bu tip maddelerin uzun süreli kullanımı konusunda biraz çekingenim ve bilimsel olarak güvenilirliği onaylanmadığı sürece, sürekli kullanmanın, henüz bilinmeyen etkilere yol açabileceği gibi bir şüphem var.

Ürünün web sitesi: www.juvenon.com

Tag: , , , , , ,

Perşembe, Ekim 27, 2005

Başarılı Bir Web Stratejisi: GNC


ABD'li vitamin ve besin destekleri pazarlama şirketi olan GNC, bana göre web'in olanaklarını, pazarlama alanında çok güzel kullanan bir kurum. Ürünlerini sadece birer vitamin v.b. olarak konumlandırmayan ve ürünleri ile birlikte, yaşam tarzı pazarlayan bir şirket GNC.

Farklı amaçlara yönelik, farklı web siteleri
GNC, genel web sitesi olan gnc.com'un dışında, farklı müşteri gruplarının ihtiyaçlarına yönelik olarak, farklı web siteleri ile çözümler sunuyor.

gncproperformance.com: Vücut geliştirmecilere yönelik
fitnessplanner.gnc.com: Sağlıklı yaşam için spor yapanların, aktivite planlamasına yönelik
gnctotallean.com: Düşük yağlı, ancak besin değeri yüksek beslenme amaçlı "Total Lean" markalı ürünlere ait
www.heartadvance.com: Kalp sağlığı ile ilgili ürünler ve yaşam tarzı bilgileri
diabeticnutritionplan.com: Diabetiklere yönelik ürünler ve yaşam tarzı bilgileri
gncgear.com: Sağlıklı yaşamı destekleyecek, fitness, spor v.b. ürünlerinin pazarlandığı bir site

İhtiyaca Yönelik Değil, İhtiyaç Yaratan bir Pazarlama
GNC, uzun vadeli olarak müşteri kazanmanın, sadece kutuda bir ürünü satmaktan ibaret olmadığını ve sadece kutudaki ürünün pazarlanmasının zor olduğunu kavramış bir kurum. GNC, çok fazla rekabetin olduğu ve ABD'de neredeyse harcıalem duruma gelmiş vitamin ve besin destekleri alanında, fark yaratabilmek için, öncelikle potansiyel müşteri gruplarını bilgilendirme ve talep oluşturma yoluna gitmekte.

GNC, birçok mucize vaat eden vitamin satıcısı şirketten farklı olarak, ürünlerinin başarısını sağlamak için, müşterilerinin gerçekten de sağlıklı yaşam ilkelerini uygulamasını sağlamaya çalışıyor. Böylece, kullanılan ürünler aynı bile olsa, müşterinin aldığı sonuçlar farklı oluyor ve uzun vadede müşteriler GNC markasına bağlanıyorlar.

Yükselen Kar Marjı ve Fiyatlar
GNC bu yaklaşımının ödülünü, müşterilere daha yüksek fiyat ve kar marjı ile ürün satabilerek, üstelik bu müşterileri çok daha uzun süre kendisine bağlayarak almakta.

GNC'nin Türkiye için hazırladığı bir web sitesi de var (gnc.com.tr), ancak bu site şimdilik ABD siteleri gibi kapsamlı olmak yerine, temel ürün tanıtımı fonksiyonunu yerine getiriyor. Pazar büyüklüğünü dikkate aldığınızda, çok da garip bir durum değil.

Siteleri incelerseniz, daha iyi fikir sahibi olabilirsiniz. GNC'nin genel sitesine www.gnc.com adresinden, diğer özelleştirilmiş sitelere ise, yukarıda verdiğim linklerden ulaşabilirsiniz.

Aynı yaklaşımı uygulayan Polar ile ilgili yazımı da daha önce okumadıysanız, okumanızı öneririm: Kendi alanında bir pazar lideri: Polar

Tag: , , , , , , ,, ,

Salı, Ekim 25, 2005

Pazarlamanın Adı Yok!

Ülkemizin pazarlama kavramından ne kadar uzak olduğu, Başbakan'ımızın 'Türkiye'yi pazarlamak görevimdir' sözünden sonra çıkan tartışmalarla daha da iyi anlaşılmış durumda.

Ülkemizde pazarlama denince ilk akla gelen genellikle, kapı kapı dolaşan tencere/tava satıcıları olmakta. Dolayısı ile, bu sözün ardından, Başbakan'ımızın da kapı kapı dolaşarak birşeyler satmaya çalıştığını düşünenler var.

Çok Geri Kaldık!
Bu tablo, aslında Türkiye'nin bugüne kadar belli alanlarda da neden yol alamadığının çok güzel bir göstergesi. Çünkü Türkiye'de genel olarak pazarlamanın ne olduğu bilinmiyor. Çünkü Türkiye gerçek anlamda pazarlama aktivitelerini çok uzun süre gerçekleştirmedi.

Uluslararası Kamuoyu Oluşturma
Türkiye çok önemli kaynaklara ve değerlere sahip bir ülke, ama ne yazık ki pazarlamayı anlayamadığımız ve uygulamadığımız için, sürekli olarak "Türkiye'yi kimse bilmiyor" yakınması ile dolaşıyoruz. Türkiye'yi herkese bildirmek hepimizin görevi, özellikle de politikacılarımız. Bu da bilinçli şekilde uygulanacak pazarlama faaliyetlerine bağlı. Bu çok uzun vadeli ve kararlılık isteyen bir çalışma.

Türkiye'nin Farkının ve Değerlerinin Anlatılması
Bu başlık aslında Türkiye ile ilgili olarak pazarlama fonksiyonunun neyi gerçekleştirmesi gerektiğini tanımlıyor bence. Türkiye'nin her politikacısı pazarlamayı bilmek ve uygulanmasını sağlamak durumunda. Türkiye'nin farkının ve değerlerinin anlatılması için, reklam, halkla ilişkiler ve diğer aktivitelerin çok iyi ve verimli şekilde uygulanması gerekmekte. Üstelik bu durum son dönemde sadece Türkiye için değil, bütün ülkeler için önem taşıyor. Çünkü artık her ülke, dünyadaki para akışını ve refahı kendine doğru çekmek için daha fazla çabalaması gerektiğinin farkında. Kimsenin konumu garanti değil. Herkes stratejik işbirliklerine ihtiyaç duyuyor. Nasıl ki insan ilişkilerinde eş-dost muhabbeti önemliyse, aynı faktörler ülkelerin daha iyi pazarlanmasında ve refaha ulaşmasında etkili oluyor.

Komplo Teorileri
Ülkemizde her zaman komplo teorileri revaçta oldu. "O ülke bizim düşmanımız, bu şirketler Türkiye'yi batırmak istiyor, bunların hiçbiri dost değil, Türkiye'yi satıyoruz" paronoyası nedense hep hoşumuza gitti. Çünkü bu, kolay olan yoldu. Dostumuz olabilecekleri veya çıkarımız için işbirliği yapabilecekleri görmek ve onları kazanmaya çalışmak ise çaba, planlama ve politik risk almayı gerektirmekte.

Pazartesi, Ekim 24, 2005

Selpak, Nescafe, Nylon ve diğerleri

Sabah ilk iş olarak jilet ile traş olduktan sonra, dumanı tüten bir nescafe eşliğinde, az miktar sana ile teflon tavada kızarttığım yumurtalı bir kahvaltımı yaptım. Hava soğuk olduğu için polarımı giymeyi unutmadan, işime gitmek üzere yola çıktım. Bugün jipimi bakıma bırakmam gerektiği için, önce servise uğradım. Servisten çıkışta, metroya binmeden önce keyifli bir yolculuk için walkmanimin kulaklığını takmayı ihmal etmedim.

Yukarıdakilerin hiçbirini yapmadım. Aslında, günlük hayatımıza bazı markaların ne şekilde nüfuz ettiklerini anlatabilmek için, uzun bir senaryo yazmaya da pek gerek yok. İlk paragrafta geçen markaların hepsi de, kendi bulundukları ürün sınıflarında, jenerik ürün adı olarak kullanmaya alıştığımız markalar. Hatta öyle ki, çoğu insan bunların ticari marka olduğunu kendilerine söylendiğinde şaşıracaktır. Hadi biraz eski ve yeni örnekleri vermeye devam edelim.

Hatılar mısınız bir dönem Şaşal markası (Pınar'ın plastik şişeli suyu) şişe suyunu tarif eden bir markaydı. Ya Vim'lemek veya Cif'lemek terimleri, ovarak temizleme aktivitesini nasıl da tarif ediyorlar. Nescafe yerine, 'bir fincan sütsüz hazır konsantre kahve' diye sipariş verseniz, garson size nasıl bakardı acaba? Bayramda akraba ziyaretlerinin veya özel günlerin önemli bir aksesuarı da Madlen çikolatadır. Walkman diye bahsettiğimiz kasetçalarların ne kadarı acaba gerçekten Sony'nin ürettiği gerçek Walkman'lerdir? Statü sembolü jipiniz acaba gerçekten de Chrysler'in Jeep markası mı? Naylon çorabınız, Dupont'un ürettiği Nylon markalı malzemeden mi üretilmiş? Yemek tariflerinde verilen 'yarım paket Sana yağı' talimatına ne kadar uyuyorsunuz! Her sabah gerçekten Gilette markalı bir jilet ile mi tıraş oluyorsunuz? Soğuk günlerde Malden Mills'in ürettiği Polar mı(Polartec) giydiğiniz. Yine soğuk günlerde burnunuz akınca kullandığınız selpağınız, Selpak marka mı? Teflon (Dupont'un yapışmayan malzemesi), Orkid (kadın bağı), Vileda (yer temizlik mopu), Çekomastik (silikon conta), Uhu (yapıştırıcı), Pimapen (PVC pencere sistemi), Isıcam (ısı yalıtımcı cam) ve Omo (Unilever'in deterjanı) verilebilecek diğer örnekler.

Bir marka sahibinin olmak isteyebileceği çok önemli, prestijli bir durumu tarif ediyor bu markalar. Ürünlerin ortaya çıkış tarihçesine göre, farklı coğrafyalarda farklı jenerik isimler ortaya çıkıyor. Mesela bizim için Selpak ne ise, Amerikalı'lar için Kleenex aynı anlamı ifade ediyor. Bir Amerikalı'ya Sana ile yemek tarifi verirseniz, sizi anlamayacaktır :-) Ayrıca, bu markalar, çoğunlukla konumlarını ürün ömrünü doldurmaya başladıktan sonra kaybediyorlar. Fay -> Vim -> Cif döngüsü buna çok güzel bir örnek. Yani konumunuz garanti altında değil, ürün olarak cazibenizi kaybettiğinizde, kullanım oranınız düştüğünde, isminiz de piyasadaki etkisini kaybediyor.

Bu ürünlerin hemen hemen hepsi, ürün hayatları boyunca en azından belli bir dönem boyunca baskın pazar lideri olarak piyasada hüküm sürmüş markalar. Ama, birçok sektörde, birçok lider marka olmasına rağmen, bu tip ürünlerin hepsi jenerik ürün adı olarak kullanılır hale gelmiyorlar. Bu duruma gelen markaların belli ortak özellikleri var:

Yeni bir ürün grubu yaratan/tanımlayan marka: Bu ürünlerin hemen hemen hepsi, tüketicilerin daha önce tüketmeye alışık olmadıkları yeni bir ürün grubunun temsilcisi oluyorlar. Bu sebeple, çoğu durumda, günlük dilde, o ürünü tarif etmek için hazır bir kelime bulunmuyor. İnsanlar da, en pratik çözüm olarak bu ürünün markasını günlük hayatlarında isim olarak kullanmaya başlıyorlar. Örnek olarak Walkman, daha önce kimsenin üretmediği bir ürün ve yaşam tarzını tanımlamıştı ilk çıktığı yıllarda.

Piyasaya ilk giren marka: Bu ürünlerin markalarının isim olarak yerleşebilmesi için, aynı zamanda, piyasaya ilk giren marka olmaları da büyük önem taşıyor.

Günlük hayatta fazla kullanılan ürünler: Bu tip ürünler genellikle günlük hayatta çok fazla kullanım alanı olan ürünler. Böylece, çok kısa sürede birçok kişinin kullandığı ve birbirlerine bahsettikleri ürünler haline geliyorlar.

Sizin de aklınıza gelen eski/yeni bu tip markalar var mı? Aklınıza gelenleri paylaşırsanız sevinirim.

Tag: , , , , ,

Pazar, Ekim 23, 2005

Fotoğraflarım


Amatör fotoğrafçılığı seviyorum. Artık sevdiğim fotoğraflarımı, yavaş yavaş Flickr hesabıma yükleyeceğim. Siz de aşağıdaki linke tıklayarak Flickr'daki sayfalarıma ulaşabilirsiniz. Yorumlarınızı paylaşırsanız, sevinirim.

Fotoğraflarım için tıklayın!

Bugünkü Hürriyet


Hürriyet web sitesinde yeni bir uygulamaya başladı. Ana sayfanın sol üst küşesindeki "Bugünkü Hürriyet" simgesine tıkladığınızda, o günün Hürriyet gazetesini, sayfa sayfa görüntüleyebiliyorsunuz. Daha önce Milliyet, sadece ilk sayfasını bu şekilde yaynlamaya başlamıştı.

Değişen medya ve kağıdın sınırlı kullanımı
Bilinçli mi yapıldı bilmiyorum ama bence bu Hürriyet adına güzel bir adım. Bu uygulamanın daha önce düşünüldüğüne eminim, ama muhtemelen, "Internet'te bedava yayınlarsak, basılı gazeteyi kim alır" korkusu ile gerçekleştirilmemiştir diye tahmin ediyorum. Ancak, habercilik ve yayıncılığın geleneksel mecralardan, online mecralara hızlı şekilde kayışını, sanırım ülkemizdeki mecralar da artık anlamaya başladı. Çok kısa süre sonra, Internet'ten hızlı şekilde elde edilebilen bilgilerin, basılı versiyonlarına ihtiyaç oldukça azalacak. Nasıl ki sayısal fotoğrafçılık, geleneksel fotoğrafçılığı kökünden etkilediyse, kişilerin online erişim oranı arttıkça, aynı dönüşüm yayıncılık alanında da gerçekleşecek. Bu dönüşüm sonrasında, sadece elektronik ortam dışında saklanmak istenen bilgiler kağıt ve o dönemde kağıt yerine kullanılacak mecralara aktarılacaklar. Kağıda basılı olarak satılan haber/bilgi kaynaklarının, saklanmayı ve daha uzun süre incelenmeyi gerektirecek bir katma değere sahip olamaları gerekecek. Hatırlarsanız, eskiden bütün fotoğraflar kağıt üzerine basılırdı, ancak şimdi sadece çerçeveletmek istediğimiz, en güzel fotoğrafları basıyoruz, gerisi bilgisayardaki sayısal arşivimizde kalmakta.

Cuma, Ekim 21, 2005

Doğada Çözünebilen Su Şişesi


Amerika'da bir süre önce satışa sunulan Biota markalı şişe sularının önemli bir özelliği var. Şişeleri kullanımdan sonra doğada çözünebilir özellikteler. Mısır lifinden üretilen bu şişeler, normal saklama koşullarında özelliklerinden birşey kaybetmezken, çöp haline geldiklerinde doğada 75-80 gün içerisinde tamamen çözünüyorlar. Bildiğiniz gibi, PET'ten üretilen şişeler doğada çözünemedikleri için, önemli bir çevre kirliliğine sebep oluyorlar.

Üretici şirket, maliyetinin, diğer pet şişelerle rekabet edebilir seviyelerde tutulacağını söylüyor.

Doğada çözünebilen ürünler neden önemli?
İnsan atıkları sebebi ile, artık kendini temizleyemeyen dünyamız, şu anda tarihinde hiç görülmemiş bir çevre kirliliği ile karşı karşıya. Okyanusların kirliliği inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Bunun en önemli sebeplerinden biri de, petrolden imal edilen plastik ürünler. Bu ürünlerin en iyisinin bile, doğada çözünmesi yüzlerce yıl alıyor. Bazıları hiçbir şekilde doğada çözünemiyorlar. Plastik ürünler, okyanuslarda belli bir süre sonunda parçalanarak (ama çözünmeden) mikroskopik boyuta iniyorlar. Bu parçalar, okyanus besin zincirinin en alt halkası olan planktonlara ve oradan da daha büyük balıklara ve deniz kuşlarına geçiyor. Sonuç olarak, dünyanın en temiz olduğu düşünülen denizlerinden bile yakalanan balıkların vücudunda da, petrol ürünü kalıntılarına rastlanıyor. Bilim adamları, kısa-orta vadede, okyanus besin zincirlerinin çökme tehlikesinden bahsediyorlar.

Nasıl? İç karartıcı değil mi? Ama bunlar gerçekler ve eğer tedbir alınmazsa, gerçeklerle çok farklı şekilde yüzyüze geleceğiz. İşte bu yüzden çevre kirliliğine yol açmayan ürünler önemli. Bu konuda çok daha fazla politik destek ve zorlama gerekiyor. Toplumların, çevreleri ile uyumlu şekilde yaşamayı alışkanlık haline getirme ve daha az inorganik çöp üretme zorunluluğu var. Aksi taktirde, bizim çocuklarımız çok farklı bir dünyada yaşayacak.

Ürünle ilgili detaylı bilgi için tıklayın.

Tag: , , , ,

Perşembe, Ekim 20, 2005

Kendi Kredi Kartını Kabul Etmeyen Garanti


Geçen sene katılamadığım Marketingist konferanslarını bu sene izlemeyi düşünüyorum. Bu yüzden, ilgili e-posta mesajı geldiğinde, hemen online kayıt için, ilgili web sitesini ziyaret ettim. Başlangıçta kayıt bilgilerim alındı ve ödeme için, Garanti Bankası'nın online ödeme sistemi olan, Garanti Alışveriş'in içindeki, Rota Yayınlarına ait Rotaline bölümüne yönlendirildim. Kredi kartı bilgilerimi girdim ve ödeme onay butonuna tıkladım. Fakat o da ne, sistem kredi kartıma onay vermedi. Önce, kart numaramı yanlış yazdığımı düşünüp, tekrar denedim, ve sonuç yine aynıydı. Sonra, "herhalde bu kartla ilgili geçici bir problem var" dedim ve başka bir kredi kartım ile işlemi denedim, ama sonuç değişmedi.

İşin ilginç olan yanı, bu işlem için kullandığım iki kredi kartı da Garanti Bankası'na ait kredi kartlarıydı. Üstelik bu kartları online alışveriş için, amazon.com'dan tutun, hepsiburada.com'a kadar birçok online alışveriş sisteminde problemsiz kullanmıştım.

Sonunda sıkıldım ve işlemden vazgeçtim. O anda işim yoğun olduğu için de, Garanti Bankası veya Rota Yayınlarını arayıp bununla ilgili bir şikayette bulunamadım.

Sonuç
Neyse ki, 1-2 gün sonra Rota Yayınlarından bir bayan beni arayarak işlemi takip etti ve telefondan kredi kartı bilgilerimi vererek, ödemeyi gerçekleştirebildim.

Ancak, Garanti Bankası'nın kendi ödeme sisteminde, kendi kredi kartları ile böyle bir problem yaşanması müşteri tarafında güven sarsıcı bir özelliğe sahip. Bu tip bir hatanın, sisteme güvenerek online mağaza işletenlerin önemli bir gelir kaybına da neden olacağı çok açık. Birebir pazarlama konusunda çok güzel çalışmalara imza atan Garanti'nin kendi adı ile işlettiği bu servisle ilgili, çok daha hassas davranması gerekir.

Umarım bu hata sadece benim yaşadığım, geçici bir problemden kaynaklanmıştır.


Tag: , ,

Salı, Ekim 18, 2005

Muji ve Markasız Ürünler


Japon mağaza zinciri. Fonksiyonel, uygun fiyatlı ve sade tasarımlı ürünler satıyor. Satılan ürünler aslında sadece Muji mağazalarında bulunabilen ürünler olmasına rağmen, üzerlerinde Muji markası hiçbir şekilde belirtilmemekte. Hedeflenen kitle, kendine güvenen ve kişiliğini ortaya koymak için üzerinde ve eşyalarında bir markanın desteğine ihtiyaç duymayan bireyler. Ürünler arasında, tekstil, temizlik-sağlık ürünleri, kırtasiye malzemeleri ve diğer aksesuarlar var.

Herkesin marka-marka diye dolaştığı pazarlama ortamında, bir çeşit anti-marka duruşu sergileyen mağaza zincirinin Japonya, İngiltere, Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde mağazaları var. İyi yakalanmış bir pazar segmenti olduğunu düşünüyorum.

www.muji.co.uk veya www.muji.net

Tag: , , , , , , ,

ipsei, Coca-Cola ve Pepsi



Bu hafta birçok pazarlama blogunda bu konu tartışılıyor. Coca-Cola'nın yeni ve düşük kalorili, sağlıklı içeceği ipsei'nin markası ile ilgili olarak Pepsi'nin haksız rekabet davası açacağı konuşulmakta. Pepsi'ye göre, ipsei markası, söyleniş olarak Pepsi'yi çok çağrıştırıyormuş. Hatta Pepsi bu konuda çeşitli kamuoyu araştırmaları yapmaya başlamış. Önümüzdeki günlerde İngiltere'de de pazara sunulmaya hazırlanan ürün, şu anda Hollanda ve Almanya'da satılmakta.

ipsei, su, üzüm suyu, vitaminler ve bitki çaylarının bir karışımından oluşuyor. Sloganı "Think What You Drink" olan ipsei'nin kelime anlamı ise, latincedeki "öz-benlik" anlamına gelen ipse'den geliyor.

Benim düşünceme göre, burada söylenişte bir andırma söz konusu olsa bile, haksız rekabet yaratacak bir durum olarak değerlendirmek biraz abartılı bir yaklaşım. Coca-Cola, kendi herhangi bir markasını Pepsi'ye benzeterek ne kazanabilir? Pepsi tüketicilerinin, ipsei'nin Pepsi'ye ait bir marka olduğunu düşüneceklerini öne sürmek, pek de mantıklı değil. Bence asıl haksızlığı, sinekten yağ çıkarmaya çalışan Pepsi yapıyor gibi. Brand Republic'teki ilgili haber için tıklayın.

Bu arada şişe tasarımını ben çok beğendim.

Sizin görüşleriniz nedir, Pepsi mi yoksa Coca-Cola mı haklı?

Tag: , , , , , , ,

Pazartesi, Ekim 17, 2005

ChampionSa'daki Mağaza Düzeni

Alışveriş yapanlar bilir, ChampionSa'larda mağaza düzeni çok sık şekilde değişmekte. Benim alışveriş yaptığım İstinye mağazasında, sanırım 6 ayda bir, birşeylerin yerleri mutlaka değişmekte. Bu son derece rahatsız edici, çünkü her değişiklikten sonra basit bir ürün için mağazada dakikalarca turlamak zorunda kalıyorsunuz. Bunun benim gibi birçok müşteriyi rahatsız ettiğini ve belki de satış kaybına sebep olduğunu tahmin etmek zor değil.

Tahminim, dönemsel olarak bu tip değişiklikleri yaparak, müşterileri mağazada daha çok dolaştıracaklarını ve alışverişi arttırabileceklerini düşünüyorlar. Ya da, müşteri davranışlarını inceleyerek, daha iyi olduğunu düşündükleri bazı yerleşim planlarını uyguluyorlar.

Sebebi ne olursa olsun, bir parekende mağazanın düzeni, sürekli müşteriler için çok önemli. Senelerdir Migros'larda mağaza düzeninde önemli bir değişiklik olduğunu görmedim. Bu sebeple, herhangi Migros'ta alışveriş yaparken, işimi neredeyse gözüm kapalı, çok çabuk şekilde hallederim. Yani Migros'ta kendimi evimde gibi hissederim. ChampionSa'larda ise, genelde "yahu bu ketçaplar salçaların yanında değil miydi?" veya "tuvalet kağıdı daha dün kağıt havluların yanındaydı, şimdi nerede acaba?" diye söylenerek ve sinirlenerek alışveriş yaparım.

Mutlaka ki, perakendeciliğin getirdiği bazı pazarlama araçlarının kullanılması gerekmekte, ancak bunların dozajı iyi ayarlanmadığında ve ana ürün gruplarının yerleri sürekli değiştirildiğinde, bence yarardan çok, zarar verici bir hareket olacaktır.

Tag: , , , , , ,

Aroma Örneği ve Kanal Stratejisi

Türkiye'nin eski meyva suyu üreticilerinden Aroma'nın pazarlama stratejisini merak ediyorum. Zaman zaman farklı mecralarda reklamını görsem de, Aroma ürünleri nedense benim alışveriş yaptığım mekanlarda pek de bulunmuyor. Özellikle büyük market zincirlerinde ben Aroma'ya pek fazla rastlayamadım. Sanki daha çok küçük market ve bakkallarda satış gerçekleştiriyorlar gibi geliyor bana.

Reklamlara Yazık!

Geçmişte çok tercih edilen, ve aslında birçok tüketicinin bugün de seçimi olabilecek bu marka, bence kendisine yazık ediyor. Çünkü günümüzde büyük şehirledeki tüketiciler, temel alışverişlerini genellikle büyük market zincirlerinden yapıyorlar. Bunun için, büyük şehirlerde mutlaka bu market zincirlerinde rafa girmenin bir yolunu bulmalılar. Aksi taktirde, yaptıkları reklamlar da fazla bir işe yaramıyor.

Hem "Push", hem "Pull"
Aşırı rekabetin olduğu günümüzde, pazarda pay edinmek isteyen markaların, özellikle de hızlı tüketilen ürünler ile ilgili markaların, sadece müşteriyi çekmek için reklam yapmalarının çok da bir faydası yok. Eğer marketin rafına giremediyseniz, ne kadar reklam yaparsanız yapın satışınızı arttırmanız pek mümkün değil. Bunun için reklamın yanında, kanala da yatırım yapmanız, hatta kanala daha fazla yatırım yapmanız gerekmekte.

"Push" ile başarılı olan markalar
Hemen hemen sadece kanal stratejisi ve ürün kalitesi ile başarılı olan, takdir ettiğim bazı markalar var. Bunlardan ikisi "Polonez" ve "Namlı". Bu markalar, çok düşük reklam harcamalarına rağmen, sürekli kanalda var olma stratejisini, ürün kalitesi ile birleştirerek tüketicinin tercihi olan markalar. Polonez özellikle salam konusunda tüketicinin en önemli tercihlerinden biri olan, gizli bir şampiyon marka bence. Namlı da hemen hemen yanı strateji ile yol alıyor.

Bence Aroma'nın bu iki markadan esinlenebileceği çok şey var.

Tag: , , , , , ,

Cuma, Ekim 14, 2005

Calvin Klein "Outdoor" Çalışması


Marketing Eye'da rastladığım bu yaratıcı "outdoor" çalışmayı sizinle paylaşmak istedim. Kesinlikle dikkat çekici bir uygulama, ancak gerçekten outdoor olarak mı kullanılmış, yoksa bir ilanda dijital olarak yaratılmış bir grafik olarak mı kullanılmış tam emin değilim.

Tag: , ,

Perşembe, Ekim 13, 2005

IKEA'dan Hazır Ev Konsepti: BoKlok


IKEA şimdi de hazır ev satışı işine giriyor. BoKlok markası ile İsveç, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İngiltere'de ilk örnekleri müşteriye sunulmaya başlanan bu konseptte, düşük fiyatlı, küçük ama kullanışlı ve modern tasarımlı evler yer almakta.

IKEA'nın mevcut işindeki ucuz/modern/kullanışlı felsefesini ilerleterek, uygun yeni bir alanda sunduğu bu ürünler bence başarılı olmaya aday. Bakalım "mortgage" filan denilerek devamlı patlayan bizim emlak piyasamıza bu evler ne zaman girecek :-)

Tag: , , ,


Tanıtım Bağlantıları:
Markethink: Pazarlama Danışmanlığı ve Pazarlama Yönetimi
Markethink: Marketing Consultancy and Marketing Management

Çarşamba, Ekim 12, 2005

Web Sitelerinde Dosya Kullanımı

Birçok web sitesinde, ürünler ile ilgili temel bilgiler HTML dışındaki formatlar ile verilmekte. Bu formatlardan en çok kullanılanı PDF olmakla beraber, Word, Excel v.b. formatlarında da bilgiler yer alabilmekte. Bu uygulama, bazı durumlarda kabul edilebilir olsa da, esas olan webdeki bilgilerin mümkün olduğunca HTML formatında olmasıdır. Temel bilgileri HTML formatı ile veriyorsanız, ancak destekleyici olarak, ilave bilgileri de farklı formatlarda verebilirsiniz.

İki Örnek
Örnek bulmak pek de zor olmuyor. Volkswagen'in web sitesi olan www.vw.com.tr'de yer alan otomobil teknik özellikleri ile ilgili bilgiler, sadece Excel formatında verilmiş. Denemek için, Golf modeline ait sayfalara buraya tıklayarak gittiğinizde sayfadaki "Teknik ve Donanım" başlığı altından bir seçim yapabilirsiniz.

Bir örnek de www.ibb.gov.tr sitesinden. Aslında bu site çok dolu içeriği ile, İstanbullu'lar için önemli bir site. Bu sitede de, Tramvay-Metro seferleri ile ilgili bilgiler, sadece PDF formatında verilmiş. Denemek için buraya tıklayarak gittiğinizde sayfadaki herhangi bir tarife başlığına tıklayabilirsiniz.

Web Kullanıcısının Sizin Ofisinizde Oturduğunu Düşünmeyin!
Bu uygulama hataları, genellikle web tasarımcısının dikkatsizlik ve kolaya kaçma isteğinden kaynaklanmakta. Tasarımcılar, çoğunlukla kendilerine web sitesi sahibi kurumdan gelen bilgileri, mevcut formatlarında hemen webe atmayı çok severler, çünkü bu onların üzerine düşen yükü azaltır. Site sahibi kurum ise, işi kontrol ederken genellikle buna dikkat etmeyecek, kendi ofis bilgisayarında açılan dosyaların, her kullanıcı bilgisayarında görüntülenebileceğini düşünecektir.

Kendimizi Müşteri Yerine Koyalım Lütfen!
Müşterilerimiz, webdeki bilgilerimize çok farklı cihazlardan ulaşabilirler. Bu cihaz normal bir bilgisayar olabileceği gibi, bir cep bilgisayarı, bir cep telefonu da olabilir. Bu cihazların hemen hemen hepsi düz HTML'i görüntüleyebilmesine rağmen, Excel, Word ve PDF gibi dosya formatları, genellikle görüntülenemeyecek ve ilave program desteği gerektirecektir. Bu da, web sitesi izleyici kitlemizin, gerekli bilgilere ulaşamadan web sitemizi terk etmesine sebep olacaktır.

Siz Müşteriyi Ne Kadar Düşünürseniz, O Da Sizi O Kadar Düşünür!
Müşteri veya kullanıcıların işini mümkün olduğunca kolaylaştırmak, ziyaretçi sürekliliği için gerekli bir özelliktir. Web sayfalarımızda, her türlü bilgiyi öncelikle HTML formatında vermeye çalışmalıyız. Bunu yaptıktan sonra, PDF v.b. dosya formatında aynı bilgileri farklı bir görsellikte sunmanın hiçbir mahzuru olmayacaktır. Üstelik, Google gibi arama motorlarının düz HTML'i endekslemesinin, PDF, Word ve Excel'e göre çok daha kolay olacağı, ve bilginin böylece daha kolay ulaşılabilir olacağını da unutmamak lazım.

Tag: , , ,

Türkiye Reklam Filmi Müziği

Türkiye'nin tanıtımı ile ilgili olarak yurtdışı kanallarda yayınlanan, arasıra da yerli kanallarda izlediğimiz bir film var (atın Boğaz Köprüsü üzerinden atladığı) . Bu filmi genel olarak beğeniyorum, ancak, eğer siz de dikkat ettiyseniz, filmle birlikte yayınlanan müziğin kaydı inanılmaz derecede kötü yapılmış. Boğuk ve tiz seslerin hemen hemen hiç duyulamadığı bir tangırtı geliyor arka plandan. Aslında müzik güzel ve filmin ilk yayınlarında bu ses kaydının çok daha iyi olduğunu hatırlıyorum, nedense sonraki versiyonlarında bir bozulma olmuş. Bu durum bence filmin güzelliğini tamamen gölgelemekte ve yapılan işin, prestij kazandırmak yerine, prestij bozucu bir iş haline gelmesine sebep olmakta. Bu kadar reklamcının olduğu ülkede, Türkiye bunu hak etmiyor.

Not: Film son dönemde "İstanbul, Timeless City" sloganı ile yayınlanıyor. Filmin Real Video'suna ulaşmak için tıklayın.

Tag: , , ,

Pazartesi, Ekim 10, 2005

Şimdi kısa bir ara!

Siz televizyonda bu sözü duyduğunuzda ne yapıyorsunuz. Ben hemen zap'lıyorum. Sanırım çoğunuz da aynı şeyi yapıyorsunuzdur. Bizim TV kanallarımızın çoğu henüz bu izleyici davranışını çözememişler. Bunu çözmüş olan birkaç kanal var tabii. Onlar, "kısa ara", "reklam" v.b. lafını etmeden, önce kanal ile ilgili bir program tanıtımına, sonra da çaktırmadan reklam kuşağına yumuşakca geçiyorlar. Bu çok daha etkili bir strateji. "Şimdi reklamlar" demek, seyirciye "haydi kanal değiştir" demekle aslında aynı kapıya çıkıyor.

Çok basit değil mi? Ama bunu görmek için, kendini müşteri (burada izleyici) yerine koymak gerekiyor. İnsan psikolojisinden anlamak gerekiyor. Yayıncılık, artık bir bilim haline geldi. "Rating"iniz ne kadar yüksek olursa olsun, eğer reklam kuşağında izleyici sizi terk ediyorsa, yapılan reklam da boşa gitmiş oluyor.

Tag: , , ,

Cuma, Ekim 07, 2005

Wendy's Reklamı

Hamburgerlerini çok sevdiğim Wendy'sin, bu reklamını da sevdim ve sizinle paylaşayım dedim. Büyük görmek için resmin üstüne tıklamanız yeterli.

Tag: , , ,

Hatayı Avantaja Dönüştürmek

Satın aldığınız bir üründe bir problem çıktığında, genelde içinizi bir sıkıntı kaplar. Çünkü, ürün üreticisi şirket ile karşılıklı uzun bir macera yaşayacağınızı tahmin edersiniz hemen.

Gerçekten de, bir çok kurum size ürününü satarken çok sempatik görünmesine rağmen, ürünle ilgili ilk şikayetinizde, farklı bir yüz ile karşılaşırsınız. Ürün sanki kendilerinin değilmiş de, size lütfen hizmet veriyorlarmış gibi bir hava oluşur. Satıcılar genellikle hemen savunma pozisyonlarına geçerek, hatanın üründen değil de, sizden kaynaklandığını anlatmaya çalışırlar. Siz derdinizi anlatmaya çalışsanız da, sizi pek de dinlemezler ve ezberledikleri bazı kalıp cümlelerle size cevap verirler.

Aslında, bu tip durumlar, avantaj elde edilebilecekken, harcanmış fırsatlardır genellikle. Akıllı kurumlar ve satıcılar, bu durumları, kendileri için bir avantaja dönüştürmeyi bilirler. Nasıl mı?

Müşteriyi Dinlemek
Problem durumunda, müşteriler öncelikle karşılarındaki kurumun kendilerini dinlediğini ve hatayı düzeltmek için çaba sarf etmeye hevesli olduklarını görmek isterler. Bu aşamada, hata müşteriden bile kaynaklansa, öncelikle müşterinin söyleyeceklerini dinlemek çok önemlidir. Hatta, çoğu durumda, müşteriler çok kızgın, ve bir an önce problemi çözmek için sabırsız olacaklardır. Bu sebeple, müşteriye probleminin her durumda çözüleceği havasının yaratılması ve güven uyandırılması gereklidir. Bu aşamada yapacağınız en kötü şey, müşteriyi tam olarak dinlemeden, savunmaya geçmenizdir. Hatalı bir ürünle karşılaşarak, zaten yeterince problem yaşamış olan müşterinizi, iyice kendinizden soğutmanıza sebep olacaktır.

Kendinizi Müşterinin Yerine Koyarak, Çözüme Gitmek
Bu aşamada en iyi yöntem, oluşan problemi kendiniz yaşasaydınız, size ne şekilde bir çözüm sunulmasını tercih edeceğinizi düşünmekten geçmektedir. Gerçekten de, eğer bu yöntemle olaya yaklaşırsanız, müşterilerinize çok daha iyi çözümler sunabildiğinizi göreceksiniz. Müşterinize bu aşamada, problemin sizin için önemli bir itibar meselesi olduğunu ve çözümü için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığınızı hissettirmeniz gereklidir.

Çözümünüz İle Müşterinizi Şaşırtmak
Oluşan problem ile yorgun düşmüş olan müşterinizin, sadece mevcut problemini çözmek, size ekstra bir avantaj sağlamayacaktır. Zaten bu sizin görevinizdir. Mühim olan, bu problemi çözme hızınız ve diğer davranışlarınız ile, müşterinizin beklentilerinin çok üzerine çıkabilmektir. Hatta, sembolik de olsa, müşterinizin gönlünü almak için yapacağınız jestler, müşterinizi çok sağlam şekilde size geri bağlamak için yeterli olabilecektir.

Bir Amazon.com hikayesi!
Amazon.com, nasıl amazon.com oldu diye düşünenlere, kendi başımdan geçen bir hikayeyi anlatmak istiyorum.

Hikaye, amazon.com'un ilk dönemlerinde verdiğim bir kitap siparişi ile ilgili. Kitap siparişlerinde posta ücreti yüksek bedellere vardığı için, ABD'den verdiğim siparişler eğer çok acil değilse, normal posta ile gönderilmesini tercih etmekteydim. Bu tip gönderimler ise, ucuz olmakla beraber vapur ile geldiği için, size ulaşması 2-3 ayı bulabilmekteydi. Yine böyle bir sipariş vermiştim ve sipariş verdiğimi bile aradan geçen zaman içerisinde unutmuştum. Yaklaşık 5 ay sonra bana amazon.com'dan bir e-posta geldi. E-postada kısaca şu söylenmekteydi: Size gönderdiğimiz posta, sebebini bilemediğimiz şekilde bize geri dönmüştür. Siparişinizi ne yapalım? İsterseniz paranızı hemen iade edebiliriz veya hala ihitiyaç duyuyorsanız, kitapları size tekrar gönderebiliriz.

Benim için kitapların gelmesi daha önemli olduğu için, amazon.com'a kitapları tekrar göndermesi yönünde bir mesaj gönderdim ve beklemeye başladım.

Ve şaşırtan hizmet!
Benim bu mesajı göndermemden 1 gün sonra, gerçekten şaşırtan hizmetin ne olduğunu anlayacaktım. 1 gün sonra DHL kitaplarımı adresime getirmişti. Amazon.com, kitaplarımı hiçbir ekstra ücret talep etmeden, en hızlı kurye servisi ile, adresime 1,5 gün içerisinde teslim etmişti. Aslında bunu yapmalarını beklemiyordum, çünkü ilk gönderimde kitapların bana ulaşmaması ile ilgili amazon.com'un hiçbir sorumluluğu yoktu. Ama, amazon.com, bunu bir fırsat olarak görmüş ve zarar etse de gönderiyi DHL hızlı kurye ile yapmıştı.

Sonuç: Sadık ve Reklamınızı Yapan Müşteri
İşte o günden beri, amazon.com'dan verdiğim siparişler ile ilgili çok rahatımdır. Çünkü, bilirim ki, amazon.com için benim problemlerimin çözümü önem taşımaktadır. Gerçekten de, sadık bir müşteri olarak, o zamandan beri amazon.com'dan binlerce dolarlık alışveriş gerçekleştirdim. Üstelik, bu süre içerisinde, bu hikayeyi bütün tanıdıklarıma anlatarak, amazon.com'un da reklamını yapmış oldum.

Bu olayın 1997 yılında geçtiğini ve daha kimsenin CRM, müşterinin değeri v.b. gibi konuları konuşmaya başlamadığını da belirtmekte fayda var sanırım.

Ne dersiniz, sizce de müşterinize bu yatırımı yapmaya değmez mi?

Tag: , , ,

Perşembe, Ekim 06, 2005

Başarılı Sloganlar

Çok beğendiğim iki slogan ile ilgili birşeyler yazayım dedim.

Nike, Just Do It!

You Can, Canon!


Nike'ın sloganı herkesin aklına ilk gelen sloganlardan biridir herhalde. Canon'un sloganı ise, sanırım daha az dikkat çekti ama, bence hedef kitlesi için o da çok değerli bir mesaj veriyor. Bu iki sloganın da gücü, kendilerini tarif etmeyip, aksine müşterilerini harekete geçirmeyi hedeflemelerinde yatıyor. Yani, müşterisini ateşleyen sloganlar, kullanım değerini tarif ediyorlar. Zaten, müşterinin duygularını harekete geçiremeyen hiçbir slogan veya reklamın bu dönemde başarılı olabileceğini düşünmüyorum (Aşırı duygusal reklamları bu sözümün dışında tutun lütfen, onlar sadece komik olabiliyorlar :-)). Müşteriler günümüzde o kadar çok direkt mesaj ile bombardımana tutuluyorlar ki, artık direkt mesajları dikkate almıyorlar.

Nike'ın bir dönem yaptığı "When do you run lately, just for yourself?" temalı bir reklamı vardı. Yayınlandığı dönemde yoğun bir "jogging" modası olmakla beraber, kim ne için koştuğunu pek de bilmiyordu. Herkes daha sağlıklı olacağını düşündüğü için v.b. seeplerle "jogging" yapıyordu. Beni bu reklam çok etkilemişti, çünkü yine markanın sadece kullanıcısı ile paylaştığı bir değeri ifade ediyordu. Ne için koştuğun önemli değildi, sadece kendin için koşuyor olman yeterliydi.

Canon'un ezeli rakibi olan Nikon'un eski sloganını da ben çok severdim: "We Take the World's Greatest Pictures". Buradaki "we"nin, herhalde "nikon ve kullanıcısının" oluşturduğu bir "we" olduğunu söylemeye gerek yok. Ama, bunun da ötesinde, "we", Nikon kullanan bütün fotoğrafçıları da kapsamakta. Yani, bir taşla, iki kuş. Çok güçlü bir slogan. Nikon'un şimdi kullanmaya başladığı "At the Heart of the Image" sloganınıysa, nedense o kadar sevmedim.

İyi Slogan İçin, İyi Ürün Gerekir
Tabii ki, bu kadar güçlü sloganları kullanabilmek için, markanın kendisinin de bazı özelliklere sahip olması gerekiyor. Çok iddialı sloganların, aynı derecede iddialı ürünler ile desteklenmemeleri durumunda, işe yaraması çok zor. "İyi reklam, kötü ürünü batırır" diye bir söz vardır ya, burada da aynı kural geçerli: sloganınızın yarattığı beklentiyi karşılayamayan bir ürününüz var ise, o ürünü satın alan müşteriye de "elveda" diyebilirsiniz.

Tag: , ,

Çarşamba, Ekim 05, 2005

Bizim Mutfak

Son dönemde ilgiyle izlediğim markalardan biri de Ülker Bizim Mutfak. Eğer dikkat ettiyseniz, market raflarında enteresan ürünleri yer almaya başladı.

Hazır, lezzetli, ucuz yemek!
Özellikle hazır yemek konusunda Türkiye'de ilk defa kullanılan tipteki ambalajları benim dikkatimi çekti. Bu ambalajlarda, yemekler kalınca alüminyum folyo tabaklarda müşterilere sunulmakta. Üstelik ürünün kapağını açtıktan sonra, alüminyum tabağı içinde mikrodalga fırında ısıtabiliyorsunuz (bildiğiniz gibi, normal olarak mikrodalga fırın içine normal bir konserve kutusunu koyarsanız, şimşelerle karşılaşırsınız). Böylece, ürünü ambalajında tüketmeniz mümkün oluyor. Ayrıca, sunulan yemek çeşitleri ilginç ve lezzetli. Ürünlerin fiyatları da makul, etli bir hazır yemeği 3,95YTL ile satın alabiliyorsunuz.

Soyalı ürünler konusunda da, Bizim Mutfak ilginç ürünler sunuyor. Sağlık sebebi ile kırmızı et tüketemeyenler için iyi bir alternatif olan soya etli ürün çeşitlerini ben denedim ve hoşuma gitti.

Ülker Bizim Mutfak'ın yenilikçi ve teknolojik ürünlerinin, diğer gıda üreticilerimize de örnek olmasını diliyorum.

Ülker'in Web Sitesi
Bu arada, Ülker'in web sitesi bana biraz karışık geldi. Detaylı inceledikten sonra belki bu konuda birşeyler yazarım.

Hazır yemek ürünleri ile ilgili detaylı bilgi için tıklayabilirsiniz.

Tag: , ,

Salı, Ekim 04, 2005

Çevre Kirliliği


National Geographic Türkiye'nin Ekim 2005 sayısında bu sabah okuduğum bir yazı beni çok etkiledi. Sizinle paylaşmak için buraya koyuyorum.

Kurban: Laysan albatrosu yavrusu.
Yaşı:
Altı aylık.
Ölüm nedeni:
Midesi dolu olduğu için açlıktan ölmüş.
Mide içeriği: Çakmak, pompa, yemiş kabuklan, mandal, yüzlerce plastik parça.

Albatros bir anne-babanın yavrusunun ağzına çıkardığı yiyecekler sübye, balık ve balık yumurtası olmalı. Erişkinler bu besinleri bulmak için yoğun olarak bulundukları akıntıların okyanus ortasında oluşturduğu helezonlara doğru kilometrelerce uçar. Ancak bu helezonlarda biriken çöpleri de yutar, sonra da yavrularına yedirirler. Yavrular uçmadan önce, normalde içlerinde biriken ve sindiremedikleri diğer organik maddeleri kusar. Şimdilerde, çıkardıkları arasında hemen her zaman çöpler görülüyor. Deniz çöpüyle ilişkili açlık, uçmaya henüz başlamamış yavru kuşlarda başlıca ölüm nedenlerinden.

Tag: ,

Pazartesi, Ekim 03, 2005

cnn.com

Farkettiniz mi bilmem ama, cnn.com'un sayfalarının tarayıcıda görüntülenmesi çok uzun sürmekte. Bunun da tek nedeni, site sayfalarının açılmadan önce AOL-Time Warner'ın reklam ağı olan ar.atwola.com sitesine bağlanarak, siteye yönlendirilecek reklamların alınması. Internet'te buna benzer birçok uygulama var, ama hiçbirinin sistemi bu kadar yavaş çalışmıyor. Bugün birkaç defa zaman tuttum, sayfanın yüklenmesi tam 26 saniye sürüyor (bir Internet Servis Sağlayıcı'da çalıştığımı ve bağlantı hızımızın pratik olarak elde edebileceğiniz en yüksek hızlardan biri olduğunu da tekrar belirtmekte fayda var). Üstelik bu durum sadece ana sayfa için geçerli değil, bütün açtığınız alt sayfalarda da aynı durum ile karşılaşıyorsunuz.

Internet'te bir sayfanın yarım dakikada açılması çok kabul edilebilecek bir durum değil, hele bu bir haber sitesi ise, durum daha da vahim bir hal alıyor. Ben bu sebepten dolayı, son dönemde cnn.com'u artık çok mecbur kalmadıkça kullanmıyorum. Artık daha çok bbcnews.com'dan haberleri izlemek bana daha kolay geliyor.

CNN.COM'un bu sebepten dolayı büyük miktarda trafik kaybettiğini tahmin etmek zor değil.
Sanırım cnn.com, AOLTW'ın yüksek zararlarından dolayı işi bilen insanları istihdam etmiyor ve ortaya bu garip durum çıkıyor.

Tag: , ,

Domino's Pizza ve Peçeteler

Domino'sun pizzalarını çok severim. İtalyan pizzasının yerini tutmasa da, kendi tarzlarında iyi pizzalar yapıyorlar.

Ancak senelerdir Domino's'un bir türlü değiştirmediği bir huyu var ki, beni hayrete düşürüyor. Siz hiç Domino'sdan eve sipariş verdiğinizde peçete getirtebildiniz mi? Ben getirtemedim. Kısacası Domino's Pizza, servislerinde hiçbir şekilde peçete dağıtımı yapmıyor. Defalarca farklı restoranlardan verdiğim siparişlerde ve bunu restoran müdürüne bildirmeme rağmen hep aynı sonuçla karşılaştım. Tamam, pizzayı ben de elimle tutarak (peçetesiz) yiyorum, ama işiniz bittiğinde elinizi birşeye silmeniz lazım. Amerikan mantığı şöyle herhalde "bu adam pizzayı zaten eve sipariş veriyor, nasılsa elini bir şekilde temizler". Ama iş böyle değil ve ben bir keresinde iş yerine verdiğim toplu bir siparişi sırf bu yüzden restorana geri gönderdim. Ama yine de değişen birşey yok, çünkü Amarikan prosedür mantığı ile oluşturulan bu sistemde, sistem dışı birşey talep etmenize imkan yok. Domino'sdan sadece enfes pizzalar alabilirsiniz, başka birşey beklemeyin.

Pazarda baskın lider olan şirketlerin, müşteri taleplerine duyarsız olmasına güzel bir örnek olduğunu düşündüğüm bu konu, tabii ki sadece bir peçete meselesi değil. Bu konu, Domino'sun genel yaklaşımını göstermesi açısından önemli ve Domino'sun liderliğini de daha kaygan bir zemine taşımakta.

Tag: , ,

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği bölümünden 1989 yılında mezun oldum. Sırası ile PEG A.Ş., Alboy A.Ş., Superonline A.Ş, Turk Nokta Net Ltd. Şti. (Turk.Net), Doğan Online (E-kolay) ve İksir A.Ş. (İxir) ve DorukNet'te farklı pazarlama yöneticiliği pozisyonlarında görev yaptım. Şu anda, Markethink markası altında bağımsız pazarlama yönetim ve danışmanlığı servisleri konusunda çalışmaktayım. Bana ulaşmak isterseniz, oner.serdar@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.