Pazartesi, Kasım 28, 2005

Meyve/Sebze Markası


Geçen gün aklıma geldi, neden güvenebileceğimiz ve tanınmış meyve/sebze satıcı markası yok diye. Herhalde siz de marketten veya manavdan aldığınız domateslerin her seferinde farklı kalitede çıkmasından rahatsız oluyorsunuzdur. Veya, acaba bu meyve sebze gereğinden fazla hormon v.b. kimyasal madde içeriyor mudur acaba? Ben bu konuda bir açık olduğunu düşünüyorum. Akıllı birilerinin çıkıp, belli kalitede üretildiğine güvenebileceğimiz bir sebze/meyve markası yaratması gerekiyor.

Yanlış anlaşılmasın, şu anda pazarda bir çok marjinal ürün sunan marka var, bunlar genelde ya ekolojik veya çok az üretimi olan ürünleri müşteriye sunan şirketler. Ve bu ürünler genelde çok yüksek fiyatlarla, küçük bir müşteri kitlesine satılıyor. Benim kastettiğim bu değil. Ekolojik ürünlerin bütün tüketicilerin ulaşabileceği fiyatlara gelmesi için tarımda çok köklü değişiklikler gerekiyor. Tüketicinin çok fazla kullandığı, normal fiyat seviyelerindeki, günümüzün ortalama tarım teknolojisi ile üretilen ürünlerde bir markalaşma ihtiyacı var. Belki bu ürünlerin fiyatlarında piyasa ortalamasına göre %10-20 gibi bir fazladan marka marjı söz konusu olabilir, o kadar.

Böyle bir marka tüketiciye ve üreticiye neler sağlayabilir? Öncelikle, her ürün için kalite seviyeleri belirleyerek, bu kalite seviyelerine göre fiyatlandırma sağlanabilir. Bu da, müşterilere, ödediği paranın gerçekten karşılığını aldığı güvencesini sunar. Ayrıca, tedarikçilerin de, ürettikleri malları daha uygun fiyatlarla satabilmelerine olanak tanır.

Kısacası, bir markanın müşterilerine sunabileceği her türlü güvence bu alanda da kullanılarak, yeni bir iş modeli yaratılabilir.

Tüketicilerin tercihini kazanacak bu marka, tamamen bir dağıtıcı/pazarlamacı şirket tarafından oluşturulabileceği gibi, üreticilerin oluşturduğu kooperatiflerin de markalaşması ve satınalmacılara karşı daha güçlü ayakta durabilmesine katkıda bulunabilir.

Ne dersiniz, sizce de böyle bir ihtiyaç yok mu?

Tag: , , ,

5 yorum:

A. Selim Tuncer dedi ki...

Çok güzel bir konu... Ürün "commodity"den markalaşmaya doğru evrilmeye başladığında kaçınılmazdır bu. Dünyada birçok tarımsal ürün kategorisinde zaten markalaşma, kalibrasyon, standardizasyon ve ambalajlama var. Bizde de yine bir "commodity" olan yumurta vb. ürünlerde yeterli olmamasına rağmen ufak ufak başladı bile. Yorumuna tümüyle katılıyorum.

onur yuksel dedi ki...

Çıkış noktası olarak oldukça faydalı bir pazarlama yöntemi. Ama bulunduğu pazarı unutmadan marka olabilmek çok önemli. Meyve-sebze markalarını kaldırabilecek bir ekonomik yapıya şuan için sahip olabilmemiz zor gibi gözüküyor. Nedenide her evin yakınlarında , yada orasında burasında kurulan cuma pazarı, çarşamba pazarı vesaire pazarlarının bu rantı aralarında markalara yer veremeyecek şekilde paylaşımları. Bunu takip eden süper-hiper marketlerin manav bölümleri. Dometesin x markalı olmasıyla y markası olması arasında tek fark fiyat farkı olarak algılanır düşüncesindeyim. Ama bunu belili kitle için gerçekleştirmek elbetteki çözüm açısından olumlu. Zaten organik tarım ürünleri satan dükkanlar açılıyor açılmak üzere ve açılacak talep geldikçe.

oehbowebn2o dedi ki...

Aynı sorun et sektöründe de yaşanıyor ki sebzeye meyveye benzemez bu sektör.Yine domatesin ne olduğunu görüyorsunuz biliyorsunuz ki bu bir domates, ha hormonlu veya genetik olarak modifikasyona falan uğramış olabilir en kötü ihtimalle. Ama et öyle mi, ne eti acaba o satın alınan et.Kim ne kesmiş, nasıl kesmiş, acaba hastalıklı mıymış,deli dana mıymış.Tavuksa malum kuş gribi meselesi var.Kim bilir kaç kişi at eti,eşek eti yedi bugüne kadar.Bunlar çok acı gerçekler et adına.Sadece sucuk salam vs gibi bazı et ürünleri markalaşmış durumda.Ama halkımızın çoğu normal kasaptan et tüketiyor.Selim Beyin de söylediği gibi et "commodity" ürün grubunda bulunuyor.Eğer markalaşma olursa biz bu hayvanların hangi koşullarda, kimler tarafından kesildiğini öğrenebileceğiz ve bu hayvanın hangi yörede beslenip büyüdüğü gibi bazı önemsiz görünen noktalar da aydındınlığa kavuşacak.Kısaca hesap sorabileceğimiz birileri olacak..

Diğer taraftan tabii ki şu da sorgulanabilir,markalaşmış çoğu gıda ne kadar güvenilir ve sorumluluk taşıyor.Dış ambalajın yani etiketin göstermeye çalıştığı kalite ve özen içe yansımış mı ki bu sanırım tam bir dürüstlük gerektiriyor.Deşifre ve Arena gibi bazı programlarda gördüğümüz içler acısı ,eleştirdiğimiz görüntüler ve merdiven altı üreticiler için bariz yani...Ama ya bu programlarda gösterilemeyen ama çok ciddi markalaşma içinde bulunup benzer rezaletleri yapan 'büyük' firmalar nolacak...

Bugün hazır yoğurtların hepsine malesef kemik tozu katılmak zorunda.2 kilogram sütten tam 2 kilogram yoğurt çıkmıyor...Yoksa batacakları açıklanıyor..Markalaşma herşey mi şimdi diye malesef içimizden geçmiyor değil...

pazarlamacanavari dedi ki...

Çok iyi bir fikir, tamamen katılıyorum. Yanlız konuyu bir de tersten incelemek lazım; yani tüketici, standarda göre düzenlenmiş, kalibre edilmiş ürüne fazla para vermeye hazır mı? Şu anda bunu zaten büyük alışveriş marketlerinde yapmıyor mu? -ki alışveriş marketlerinde piyasaya göre %10 fazla vermemizin sebebi bu değil mi?-

Bu arada, ben de sizlere özenip bir web günlüğü açtım, beklerim... Pazarlama canavarı; http://www.blogcu.com/pazarlamacanavari

pazarlamacanavari dedi ki...

Tekrar Selamlar, yeni öğrendim, METRO tam da dediğiniz gibi birşey yapıyor, CALİ adlı marka ile çıkıyor. Detaylar için http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172166

http://www.blogcu.com/pazarlamacanavari/

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği bölümünden 1989 yılında mezun oldum. Sırası ile PEG A.Ş., Alboy A.Ş., Superonline A.Ş, Turk Nokta Net Ltd. Şti. (Turk.Net), Doğan Online (E-kolay) ve İksir A.Ş. (İxir) ve DorukNet'te farklı pazarlama yöneticiliği pozisyonlarında görev yaptım. Şu anda, Markethink markası altında bağımsız pazarlama yönetim ve danışmanlığı servisleri konusunda çalışmaktayım. Bana ulaşmak isterseniz, oner.serdar@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.