Cuma, Mart 03, 2006

Motosiklete yapılan haksızlık

Motosiklet İstanbul gibi bir şehir için kurtarıcı niteliği olabilecek bir araç. Bu nedenle de, trafik problemi yaşayan şehirlerde, insanların bu araçı kullanmaları için her türlü teşviğin uygulanmasının gerektiğine inanıyorum. Ama, uygulamada benim gördüğüm kadarı ile, bunun tam tersi yapılmakta. Nasıl mı? İşte motosiklete yapılan haksızlıklar:

Boğaz köprülerinden geçişlerde tam ücret uygulaması
Evet, bir otomobilin onda biri kadar bir ağırlıkla, çok daha az hacim kaplayan bu araçlar, boğaz köprülerinden geçişte otomobillerle aynı ücreti ödemekteler. Bunun nasıl bir haksızlık olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım. Benim ilk motosiklet kullanmaya başladığım dönemlerde, köprülerde motosikletler otomobillerin yarısı kadar bir ücret ödemekteydiler, ki bence bu makul bir yaklaşımdı (Geriye gidiyoruz, geriye!).

Otoyollarda tam ücret uygulaması
Yukarıda anlattığıma benzer şekilde, motosikletler, ücretli otoyollarda da, otomobiller ile aynı ücreti ödemekteler.

Motorlu Taşıtlar Vergisi
Bir süre öncesine kadar, motosikletler için MTV uygulaması yoktu. Ama, son 2 senedir motosikletlere de MTV uygulanmaya başlandı. Neyse ki, bu sefer otomobillerden daha düşük bir oranda MTV'ye tabi bu araçlar :-)

Fenni Muayene
Otomobillerde 2 yılda 1 olan muayene işleminin, motosikletlerde her yıl yaptırılması gerekmekte. Her yıl otomobillerin yaklaşık olarak yarısı kadar ücret ödendiği için, motosiklete yine burada haksızlık yapılmış oluyor ve toplam ödenen ücret otomobil kadar oluyor. Muayene'ye git-gel çilesi de buna ilave.

Kasko uygulaması (uygulamaması)
Çoğu sigorta şirketi, motosikletler için kasko uygulaması yapmamakta. Yapanlar da, inanılmaz fahiş primler ile bu işi yapmaktalar.

Otoparklarda tam ücret uygulaması
Otoparklarımızda motosiklet diye bir araç kategorisi yok! İki otomobilin arasındaki boşluğa park edebilen bu araçlardan da, hemen hemen bütün otoparlarda tam ücret talep edilmekte.

Motosiklet sadece zengin oyuncağı değildir!
Bütün bunların sebebi, motosikletin ülkemizde özellikle büyük şehirlerde, birer zengin oyuncağı olarak algılanması ve bunun da uygulamaya yansıması. Bu çok büyük bir haksızlık. Ülkemizde milyonlarca insanın otomobil alacak kadar parası yok ve bu insanların çoğunun çözümü motosiklet olabilir. Motosiklet, çevreye verdiği zararın az olması, düşük yakıt tüketimi ile gelişmiş toplumlarda bireysel ulaşım ihtiyacı için yaygın şekilde kullanılmakta. Toplu ulaşımın yetersiz olduğu İstanbul'da da, insanları rahatlatacak bir ekonomik çözüm alternatifi.

Ayrıca, günlük hayatta motosiklet kullanabilecekken, hala bireysel ulaşım için otomobillerini kullanmaya devam edenleri unutmamak lazım. Bu kişilerin de kullanımını sağlamak için birçok teşvik edici önlem alınabilir.

Medeni toplumlar gibi düşünülerek kanunlarımız hazırlanırsa, yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Toplu taşıma sorunu çözülünceye kadar, motosikletlerin özel statülü araçlar olarak trafikte var olmaları, gerekmekte bence. Bu aracı kullanarak, trafikteki yükü azaltan, çevreyi daha az kirleten bu insanlara, bütün büyük araç kullanıcılarının borcu var çünkü.

Sosyal engellerin de aşılması gerekmekte
Bu arada, motosikletin kullanım oranının az olmasında tabii ki sadece yukarıdaki etkenler rol oynamamakta. Toplumumuzda bu araca olan bakış açısının da değişmesi gerekiyor. Yolda-sokakta bana yöneltilen sorulardan biri şu oluyor: "Motosikleti kaça aldın?". Cevabımın üzerine ise, bana "niye bu paraya araba almadın ki?" deniliyor. Ben de, "Mercedes'im evimin önünde duruyor, çünkü motosikletim, şehiriçinde dünyanın en hızlı otomobilinden daha hızlı gidiyor!" diyorum. Ama çoğu insan buna inanmıyor bile, "yazık, araba alacak parası yok, bir de hava atmaya çalışıyor" bakışı alıyorum :-)

Hatta evlenmeden önce, tek kişi olarak kullandığım daha küçük bir motosikletim vardı ve çok severek kullanıyordum. Bir gün işyerimdeki çalışanlardan biri "Serdar bey, size bu kadar küçük motosiklet yakışmaz, Harley v.b. alsanıza" şeklinde görüş belirtmişti. Bense, "Neden insanlarımız kişiliklerinin büyüklüğünü, mutlaka kullandıkları araçların büyüklüğü/pahalılığı ile arttırmaya/eşleştirmeye çalışıyorlar acaba?" diye içimden geçirmiştim. Kullanıyordum, çünkü benim ihtiyacımı karşılamaktaydı. Ama bir süre sonra iki kişi uzun yol yapmaya başlayınca, şimdiki daha büyük scooterımı almıştım.

Statü problemi!
İşlerinde belli bir seviyeye gelmiş insanların motosiklet kullanması daha da zor oluyor. "Acaba diğer iş arkadaşarım ne düşünür, koca genel müdür/xxx müdürü motosiklete biniyor!" diye düşünülür mü acaba endişesi oluyor. Büyük ve lüks otomobilin en önemli statü göstergesi olduğu bir ülkede yaşıyoruz çünkü hala. Ama, Avrupa'ya baktığımda, birçok kompleksinden arınmış üst düzey yöneticinin günlük ulaşımda Vespa benzeri, en küçüğünden motosiklet kullandığını biliyorum. Bu da işin başka bir boyutu!

Tag: , ,

2 yorum:

C. Bülent Büyükaycan dedi ki...

Serdar, sen statüden, insanların karşısındaki insanları değerlendirme şekillerinden bahsedince aklıma -size geçenlerde email olarak ilettiğim- aşağıdaki güzel ve çok anlamlı olduğunu düşündüğüm hikaye geldi. Google Hikayesi kitabında karşılaştığın türde problemleri yaşamamanız için yazıyı orjinal hali ile İngilizce olarak iletiyorum.

Önemli olan yaşadığımız hayattan keyif almaktır, bunun ötesindeki herşey boştur. Umarım okuyanlar bu hikayeyi beğenirler.

A group of alumni, highly established in their careers, got together to visit their old University lecturer.

Conversation soon turned into complaints about stress in work and life.

Offering his guests coffee, the lecturer went to the kitchen and returned with a large pot of coffee and an assortment of cups porcelain, plastic, glass, some plain looking and some expensive and exquisite, telling them to help themselves to hot coffee.

When all the students had a cup of coffee in hand, the lecturer said: "If you noticed, all the nice looking, expensive cups were taken up, leaving behind the plain and cheap ones. While it is but normal for you to want only the best for yourselves, that is the source of your problems and stress. What all of you really wanted was coffee, not the cup, but you consciously went for the better cups and are eyeing each other's cups."

"Now, if Life is coffee, then the jobs, money and position in society are the cups. They are just tools to hold and contain Life, but the quality of Life doesn't change." "Sometimes, by concentrating only on the cup, we fail to enjoy the coffee in it."

Serdar Öner dedi ki...

Çok güzel bir tespit ve gerçekten de bu duruma çok rastlanıyor. Ne diyeyim, kahvenin tadını almaya çalışanların artması ümidimiz. En azından biz çocuklarımızı fincana değil de, kahveye odaklı yetiştirebiliriz diye düşünüyorum. Sevgiler.

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği bölümünden 1989 yılında mezun oldum. Sırası ile PEG A.Ş., Alboy A.Ş., Superonline A.Ş, Turk Nokta Net Ltd. Şti. (Turk.Net), Doğan Online (E-kolay) ve İksir A.Ş. (İxir) ve DorukNet'te farklı pazarlama yöneticiliği pozisyonlarında görev yaptım. Şu anda, Markethink markası altında bağımsız pazarlama yönetim ve danışmanlığı servisleri konusunda çalışmaktayım. Bana ulaşmak isterseniz, oner.serdar@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.