Cuma, Temmuz 31, 2009

Internet’in Markaları ve Internet Pazarlamacıları

Internet’te pazarlamanın nereye gittiğini anlayabilmek için aslında şu soruya cevap vermek işimizi kolaylaştıracaktır: Internet dendiğinde aklınıza hangi markalar geliyor? Yani Internet’le özdeşleşmiş markalar hangileri?

Belki sizin aklınızda farklı şeyler olabilir, ama ben size genelde ilk akla gelen markaları söyleyeyim (ülkemiz için konuşuyorum): Google, MSN (Hotmail), Facebook, YouTube, Blogger, MyNet, Yahoo, RapidShare, Gittigidiyor, Sahibinden, Hepsiburada, Wikipedia, Ekşi Sözlük ve daha yeni Twitter.

Birkaç marka daha eklenebilir ama sanırım en önemli ikonlar yerine oturdu.

Bu markalar neden önemli?
Çünkü Internet kullanımının çok büyük bir bölümü bu markaların sunduğu servislerle sağlanmakta. Çünkü Internet trafiğimizin, milyarlarca sayfa görüntülemenin, milyarlarca e-postanın aktığı noktalar bu markalar tarafından yönetiliyor. Yani Internet “rating”ini bu markalar kapıyor. Çünkü bu markalar, Internet’teki ticaretin büyük bir bölümünden sorumlu.

İşinin Uzmanı Devler
Bu markalara baktığımızda, aslında çok ilginç bir işbölümü görülmekte. Bir iki kesişme dışında çoğunun ana uzmanlık alanı, diğerlerden farklı. Örneğin, Google birçok servis sunmasına rağmen, stratejik olarak en büyük üstünlüğe sahip olduğu alan arama motoru olarak ortaya çıkmakta. Haydi her markayı şimdi ana üstünlük sağladığı servis/ürüne göre bir inceleyelim:

Google: Arama Motoru
MSN: Anında Mesajlaşma Servisleri
Hotmail: Web tabanlı e-posta servisi
Facebook: Sosyal İletişim
YouTube: Video Paylaşımı
Blogger: Bloglar
MyNet: Genel Portal
Yahoo: Web tabanlı e-posta servisi
RapidShare: Dosya Paylaşımı
GittiGidiyor: Açık Arttırma
Sahibinden: Küçük İlanlar
Hepsiburada: E-ticaret
Wikipedia: İçerik Paylaşımı
Ekşi Sözlük: İçerik Paylaşımı
Twitter: Mikro Bloglar

Kullanıcı neredeyse, Internet’te pazarlama da orada!
Internet’te pazarlamadan söz edebilmenin baş şartı, pazarlamayı gerçekleştirebileceğiniz kullanıcı veya ziyaretçilere sahip olmaktan geçmekte. Internet’te pazarlama yapmak isteyenlerinse, hangi kullanıcıların, nerelerde, ne şekilde vakit geçirdiğini, kullanıcıların bu sayılan markalarla ne şekilde bir ilişki içinde olduklarını bilebilmesi, en azından bu konuda tahmin yürütebilmesi gerekmekte. Bu dev markaların sunduğu farklı pazarlama olanaklarını/araçlarını bilmemiz gerekmekte. Böylece, pazarlama amaçlarınıza en uygun mecralarda, en uygun aktiviteleri planlama öngörüsüne sahip olabilir hale geliyoruz. Yukarıda bahsettiğim uzmanlaşma alanları, ilgili mecraların bize ne gibi imkanlar sunabileceğinin ipuçlarını vermekte.

Tek kanalla, Internet kullanıcılarının %30’una erişim!
Alexa verilerine göre, sadece Google, bir gün içinde global Internet kullanıcılarının %30’una erişebiliyor. YouTube ve Facebook’da bu rakam %20 civarında. Bu inanılmaz bir rakam. Düşünün, Google’da yaptığınız reklamlarla, eğer yeterli bütçeniz ve hedef kitleniz varsa, 1 gün içinde kullanıcıların %30’una erişebiliyorsunuz. Yani 1.6 milyar insanın %30’una; 480 milyon kişiye ulaşabilirsiniz (internetworldstats.com 2008 verilerine göre).

Yine Alexa verilerine göre, bu insanlar günlük ortalama olarak YouTube’da 27 dakika, Facebook’da 25 dakika süre geçiriyorlar. Bunun ortalama rakam olduğunu unutmayalım. Facebook’ta bir günde insanlar toplam 133 milyon saatlerini ekran başında geçiriyorlar, sadece tek bir gün içinde!

Kullanıcılar, etkileşimli olarak kullandıkları bu ortamlarda, ilgi alanlarına göre olarak yönlendirilecek pazarlama mesajlarına, geleneksel mecralardakinden çok daha büyük ilgi gösterme potansiyeline sahipler.

“Pazarlamacı” mısınız, yoksa “Internet Pazarlamacısı” mısınız?
İşte bu inanılmaz tablo, günümüzde Internet’te pazarlamanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta. Geleneksel mecralara uygun pazarlama yaklaşımları, Internet’te pazarlama stratejilerini ortaya koymamız için yeterli olmamakta. Aslında geleneksel pazarlama teorileriyle bir problemim yok, daha çok alışkanlıklardan bahsediyorum. Internet’te pazarlamayı başarılı şekilde gerçekleştirebilmek için, yukarıda bahsettiğim kullanıcı davranışlarını ve istatistiklerini bilmemiz gerekmekte, geçmiş alışkanlıklarımızdan sıyrılıp, ölçülebilir pazarlama yapmamızı sağlayan bu mecrayı daha iyi tanımaya çalışmamız ve sürekli takip etmemiz gerekmekte. Dolayısıyla, biraz “Internet Pazarlamacısı” olmamız gerekmekte :-).

Parçaları Birleştirmek!
Yukarıdaki veriler, Internet markalarını ve bu markaların pazarlama açısından bize sunduklarını potansiyeli göstermekte. Ancak, bu potansiyeli etkin değerlendirebilmemiz için, bir pazarlamacı olarak kendi hedef kitlemizi ne kadar iyi tanıdığımız daha çok önem kazanmakta. Yeni nesil müşterilerin algı alanına girebilmek, onların pazarlama mesajlarını en kolay alabilecekleri mecrayı belirlemek ve orada etkin şekilde yer almaktan geçiyor. Yani sizin potansiyel müşteriniz TV başında mı oturuyor, Facebook, YouTube, Blogger v.b.de mi vakit geçiriyor, yoksa hepsinin bir karmasını mı yapıyor. Bunu bilmeseniz bile, kabaca öngörüde bulunabilmeniz lazım.
Internet’te pazarlama, tabii ki genel pazarlama planımızın bir parçası olmalı, kurum stratejileri ve geleneksel pazarlama aktivitelerimizle uyum içinde olmalı, ancak, bu mecranın kendine özgü imkânlarının farkında olmalı ve gereklerini yerine getirmeliyiz.

Not: Bu yazı daha önce Natali Yeşilbahar'ın kişisel sitesinde yayınlanmıştır: http://www.nataliyesilbahar.com

İlgili Yazı:
Internet'te Pazarlama Mind Map'i

Perşembe, Temmuz 30, 2009

O poşete gerçekten ihtiyacınız var mı?


Günlük olarak kullandığımız alışveriş poşetlerinin çevreye verdiği zarar artık inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Yaptığımız alışverişler esnasında hiç düşünmeden kabul ettiğimiz poşetleri, çoğu durumda da ihtiyacımız olmamasına rağmen kabul ediyoruz.

Kitapçıdan aldığınız, zaten poşet içerisinde yer alan o dergiyi, çantamıza kolayca atabilecekken, kasada tekrar poşete konarak verilmesi bizi rahatsız etmiyor, belki üzerinde düşünmüyoruz bile. Markette, alışverişimizi 4-5 tane poşete dolduruveriyoruz, yanımızda taşıyacağımız dayanıklı bir torbayı kullanmak aklımıza gelmiyor.

Neden?
Çünkü hayatımızın içine o kadar girmiş ki bu ürün, artık onu görmüyoruz bile. Al, poşete konsun, eve getir, poşeti çöpe at! Ondan sonrası bizi ilgilendirmiyor. Ama nereye gidiyor bu poşetler? Hepsi çöplüklere, sokaklara ve denizlere saçılıyorlar. Sonra ne mi oluyor? Poşetlerin yapıldığı polietilen malzemesinin doğada tam olarak çözünmesi binlerce senede gerçekleştiği için, çözünme gerçekleşmeden bu poşetler parçalanıyor, gittikçe daha küçük parçalar halinde denizlerimize, toprağımıza karışıyorlar. Mikroskopik boyuta gelse de, bu parçaların kimyasal yapıları değişmiyor ve en sonunda, bizim besin zincirimize geriyorlar. Yediğimiz balıkların vücutlarına giriyorlar, ve sonunda bizim vücudumuza.

Dünya denizlerinin en ücra köşelerinden alınan balık örneklerinde bile bu plastik parçalarına rastlanmış. Bu maddenin kanserojen olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, zaten tahmin etmişsinizdir.

Düşünün!
O yüzden artık düşünün, aldığınız her poşete gerçekten ihtiyacınız var mı? Ben şöyle yapıyorum; artık kitap ve dergi için poşet kabul etmiyorum, onun yerine her zaman yanımda olan sırt çantama atıveriyorum bu ürünleri. Benzer şekilde çantamda problemsiz taşıyacağım hiçbir ürün için artık poşet kullanmıyorum.


Market alışverişlerinde ise, yanımda taşıdığım dev IKEA torbasını kullanıyorum. Kasiyerler genellikle çok şaşırıyor, neden diye sorduklarında başlıyorum hikayeyi anlatmaya. Sonra onlar da "keşke herkes kendi torbasını kullansa" diyor.

Yasal düzenleme şart.
Dünyada bir çok ülke alışveriş poşetlerinin kullanımı ile ilgili sınırlama gertirmeye çalışıyor. Mesela Çin bu konuda bir kanun çıkartmış duyduğum kadarıyla. Geçen sene İsviçre'ye gitmiştim, Migros mağazalarında plastik poşet verilmiyor müşterilere. Eğer isterseniz, kağıt poşetleri ücretini ödeyerek satın alabiliyorsunuz. Sanırım onlarda da kanuni bir düzenleme var. İyi niyetli bireylerin alacağı tedbirleri özendirmek için, kullanımı sınırlayıcı ve/veya kullanmamayı teşvik edici önlemler almak gerekmekte.


Çöp torbaları için çevreci çözümler var.
Alışveriş poşetleri bir yana, mecburen çöp torbalarını kullanmamız gerekiyor. Bu konuda Korozo doğada kısa sürede çözünebilen poşetleri üretmeye başladı (http://www.koroplast.com/index.php?mid=177). Ben biraz daha pahalı olmalarına rağmen bu poşetleri satın alıyorum. Poşetler, güneş ışığı ve diğer dış etkenlerle karşılaştığında, 12-24 ay arası sürede doğada çözünüyorlar. Mecburen kullandığımız plastik poşet ve ürünleri için böyle bir çözüm bulunmuş olması çok güzel.

HP Recommends Windows, but Dreamworks prefers Linux!


Geçtiğimiz gün Fast Company dergisindeki bir reklamı okurken gözlerime inanamadım. Reklamda, her zaman olduğu gibi üst köşede "HP Recommends Windows" ifadesi yer alırken, reklam metninde "...powered by the... Linux operating system..." ifadesi yer almaktaydı. Reklam metni, aslında DreamWorks'ün kullandığı sunuculardan bahsediyordu ve bu sunucular HP olmalarına rağmen, Windows değil Linux işletim sistemi ile çalışıyorlardı.

Reklamı gördüklerinde Microsoft'cuların yüzündeki ifadenin ne olduğunu merak ediyorum. Bu reklam metnini hazırlayan ajans ve metin yazarının olay ortaya çıktıktan sonraki durumlarını da tabii :-)

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği bölümünden 1989 yılında mezun oldum. Sırası ile PEG A.Ş., Alboy A.Ş., Superonline A.Ş, Turk Nokta Net Ltd. Şti. (Turk.Net), Doğan Online (E-kolay) ve İksir A.Ş. (İxir) ve DorukNet'te farklı pazarlama yöneticiliği pozisyonlarında görev yaptım. Şu anda, Markethink markası altında bağımsız pazarlama yönetim ve danışmanlığı servisleri konusunda çalışmaktayım. Bana ulaşmak isterseniz, oner.serdar@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.